SÜMER & BABİL MİTOLOJİSİ
Babil'in
yaratılış destanı Enuma Eliş, tanrıların düşüşünü ve aralarındaki ilk
yabancılaşmayı, diğer pek çok dinde rastlanan büyük tanrılarla genç
tanrılar arasındaki savaşları anlatan hikayelere benzer bir öyküyle
aktarır. Evrensel boşlukta ilkin erkek dev Absu'yla dişi dev Tiamat
varmış, bunların birleşmesinden erkek yılan Lakamu meydana gelmiş,
yılanların birleşmesinden de gökyüzü tanrısı Anşar'la yeryüzü tanrısı
Kişar doğmuş, yeryüzüyle gökyüzü birleşerek Anum, Enlil ve Ea'yı
doğurmuşlar. Böylelikle sessizlik bozulmuş ve evrende gürültü başlamış.
Sessizliğe alışık olan Absu'yla Tiamat bu gürültüden tedirgin olmuşlar.
Absu, bütün yarattıklarını yoketmeye karar vermiş, çocuklarının yok
olmasını istemeyen Tiamat her ne kadar ona karşı koymuşsa da
dinletememiş. Ne var ki büyükbabasının bu kararını sezgileyen Ea bir
büyüyle onu yoketmiş. Kocasının yokoluşuna çok üzülen ve o oranda da
çok kızan Tiamat bir canavarlar ordusu kurarak öcalmak ve bütün
tanrıları yok etmek istemiş. Tiamat dehşet verici yaratıklardan -akrep
adamlar, kentaurlar ve başka korkunç yaratıklar- oluşan bir demon
ordusunun başına komutan olarak konkunç dev Kingu'yu getirmiş ve kader
ipleri'ni de onun eline vermiş. Tanrılar önce korkudan titremişler,
sonra ç****izlik içinde kendilerini savunmaya karar vermişler. Önce
Anum ve sonra Ea savaşı yönetmeyi denemişlerse de becerememişler ve
korkup kaçmışlar. Tiamat'la başa çıkamayacaklarını anlayan tanrılar
sonunda Marduk'a başvurmak zorunda kalmışlar. Marduk, kendisini bütün
tanrıların başkanı yapmaları ve kaderin iplerinide kendisine vermeleri
şartıyla başkomutanlığı kabul etmiş. Anum'un diplomasi yolunu
denemesine karşın Marduk güç kullanmayı seçer ve kadın ceddine alevler,
fırtınalar ve şimşeklerle saldırır. Tiamat onu yutmak üzere ağzını
açar(kaos, her şeyi silip süpüren dişi, düzen ilkesini yutarak, yeniden
soğurarak, onu ilk çıktığı yer olan ana rahmine geri göndererek yok
etmeye çalışmaktadır), ancak Marduk, fırtınanın rüzgarını onun ağzından
içeri sokarak midesine gönderir ve bedeninin acılar içinde şişmesine
neden olur. Tiamat gücünü kaybettiği bir anda Marduk okunu çeker ve onu
öldürür. Kozmosu meydana getiren, hayat veren su aynı zamanda yok
edilmesi gereken kaos, yani Tiamat'tır.
Kingu ve ordularını fazla
zorlanmadan alt eden Marduk, Tiamat'ı ikiye böler(yani Kozmos'u
ayırır), bir yarısını gökyüzüne yerleştirir ve kendisi ve diğer
tanrılar için bir saray inşa eder. Marduk şimdi evrenin örgütlenmesini,
kozmosun yaratılışını tamamlar ve fiziksel dünyayı meydana getirdikten
sonra, insanı yaratmaya koyulur. İnsanı tek bir amaç, kendisine ve
diğer tanrılara hizmet etmesi için yaratmıştır: Bu nedenle, insanın
başlıca görevi, tanrılara kurban sunmak ve tapınaklarda çalışmaktır.
Tuhaf olan şudur ki, Marduk insanları Kingu'nun kanından yapmıştır. Bu
konuyla ilgili insanın düşmüş doğasının, atalarından, Tiamat'ın oğlu
olan bu kötü prensten kaynaklandığı söylenebilir.
Babil'in yeraltı
tanrıları, en iyi durumda "müphem" sayılabilecek özellikler sergiler.
"Karanlıkların kraliçesi" Ereşkigal'dir. Önceden bir gökyüzü
tanrıçasıyken, canavar Kur tarafından zorla kaçırılarak ölüler diyarına
indirilmiştir ve orda Kur'un eşi olarak tahta çıkmıştır. Tahtını,
Enlil'in oğlu ve aslında bir güneş tanrısı olan Nergal ile paylaşır.
Nergal, silah olarak sıcağı ve yıldırımları kullanarak ölüler
diyarına(yeraltı dünyasına) iner ve Ereşkigal'i yok etmekle tehdit
eder. Ereşkigal yok olmaktan kurtulabilmek için onunla evlenmeye razı
olur. Bu karanlık ilahlar yıkım, salgın hastalık, savaş ve ölüm
tanrılarıdır; bununla birlikte, her ikiside ikircikli özelliklerini
gerek işlerinde (Nergal aynı zamanda iyileştirici tanrıdır) gerekse
ölüler diyarına düşen gök tanrılar olarak kökenlerinde
göstermektedirler. Yıldızların tanrıçası İştar (Sümer-İnanna) kız
kardeşi olan Ereşkigal, onun kökteşidir ve İştar'ın ölüler alemine
inişiyle ilgili ünlü mit bu ilişkiyi doğrulamaktadır. İştar tam olarak
bilinmeyen nedenlerden dolayı ölüler alemine iner -olasıki yeraltı
dünyasını yönetmeyi arzulamıştır. Ancak, anlaşılabilir nedenlerden
dolayı kız kardeşi Ereşkigal'in, bu cesareti yüzünden ona kızacağından
ve onu yokedeceğinden korkar. Yedi kapıdan geçmesi gerekir ve geçtiği
her kapıda onu bir demon karşılayarak giysilerinden bir parça soyar. En
sonunda "Çırılçıplak ve dizlerinin üzerinde, Ereşkigal'le, Alt
Dünya'nın en korkulan yedi yargıcı Annunaki'nin huzuruna getirilir.
Ölüm dolu bakışlarını onun üzerinde toparlar ve o an bedeni bir cesete
dönüşür; cesedi bir direğe asılır. İştar öldüğünde, yukarıda tüm
yeryüzünün dölü kesilir. Enki'nin yardımıyla İştar yeniden canlanır,
ancak ölüler aleminin kuralı odur ki, kendi yerine bir kurban
bırakmadan hiç kimse yaşama geri dönmeyecektir. İştar yukarıya geri
döndüğünde, kocası çoban Tammuz'un yaşadığı Kullab'a gider.
Temmuz(Sümerlilerde Dumuzi), onun yokluğuna yaz tutmak bir yana,
hükümdar olmanın zevkini çıkarmaktadır. İştar ona "ölümün gözü"yle
bakar ve onu hiç bir zaman dönmeyeceği ölüler aleminin demonlarına
teslim eder. Cehennem burada yanlızca ölümün hüküm sürdüğü bir bölge
değil, aşk ve doğurganlık tanrıçasını tutsak ettiğinde, dünyada
kuraklık ve kısırlığada yol açabilen bir güçtür.
Mezapotamya
demonları genellikle tanrılardan daha az saygınlığa ve güce sahip
ikincil derece düşman ruhlardı. Zaman zaman Tiamat'ın zürriyetinden
oldukları kabul edilse de, daha sık olarak üst-tanrı Anum'un çocukları
olarak düşünülürlerdi. Dehşet verici Anunnaki'ler ise cehennemdeki
ölülerin gardiyanlarıydı. Etimmu mutsuz ölenlerin hayaletleriydi.
Utukku çöllerde ya da mezarlarda yaşardı. Diğer kötü ruhlar, salgın
hastalıkların demonları, karabasanların demonları, baş ağrılarının
demonları, fırtınaların demonları(Pazuzu) gibi ve çeşitli hastalıkların
demonlarıydı. Bu demonların en korkunçlarından biri de Lilitu'dur.
Lilitu geceleri dolaşıp "succubus" olarak erkeklere saldıran ya da
onların kanını içen frijit, kara kuru, kocasız "umutsuzluk
bakiresi"ydi. Labartu, iki elinde birer yılan taşırdı ve genellikle bir
köpek ya da bir domuz eşliğinde dolaşarak, çocuklara, annelere ve
dadılara saldırırdı. İnsanlar bunlardan korunmak amacıyla muskalardan,
efsunlardan, demon kovma dualarından ve diğer büyülerden yararlanırlar,
ancak özellikle de kendi koruyucu tanrılarına özenle ibadet ibadet edip
onların sevgisini kazanmaya çalışırlardı.
Tanrılar ve Tanrıçalar:
Ab-zu:
(Sümer) Yeraltı tanrısı. Apsu(ya da Absu)'da denir. İlk insanlar,
yaşamın sarmal gelişimini mevsimlerde izlemişler, doğum-ölüm döngüsünü
yeraltı sularına bağlamışlardır. Yeraltı suları, ilkbaharda bütün
doğaya canlılık verirler, yazın göklere doğru yükselirler, sonbaharda
yağmurlarla yeniden insanın yaşadığı toprağa düşerler, kışın da
toprağın altındaki yerlerine dönerler. Bu döngü her yıl böylece
tekrarlanır. Su mevsimi gelince, her yl doğayı yeniden canlandırır. Bu
yüzden Ab-zu, canlandırıcı bir tanrıdır.
Adad: (Mezapotamya)
Hava ve gökgürültüsü tanrısı. Bu tanrı, Ramman adıylada anılırdı.
Mezapotamya çoktanrıcılığı, Sümer, Asur, Babil, Hitit ve Fenikeliler'in
ufak tefek farklarla benimsedikleri oratk inançlardır.
Adapa:
(Babil) Ölümsüzlük fırsatını kaçıran insan. Mısır'da Tel-el-Amarna
mahsenlerinde çivi yazısıyla yazılmış tabletler halinde bulunan Adapa
efsanesi, insanın bir zamanlar ölümsüz olma fırsatını yakaladığı halde
nasıl elinden kaçırdığını anlatmaktadır. Efsaneye göre, Adapa adında
bir bilgin, tanrılık bilgiye eriştiği halde halde, tanrılık ölümsüzlüğe
erişemediğine yakınırmış. Bir gün kayığının devrilmesine kızarak Güney
yeli tanrısının kanatlarını kırıvermiş. Tanrı Anum'un başkanlığında
tanrılar, onu yargılamak için toplanmışlar. Yargının sonunda Adapa'ya
ölüm ekmeği yedirileceğini bilen insanların koruyucusu tanrısı Ea, onun
kulağına bu ekmeği yememesini fısıldamış. Oysa, Adapa'nın bilgisini çok
beğenen tanrılar, ona ölüm ekmeği yerine ölümsüzlük ekmeği vermişler.
Adapa, tanrı Ea'nın öğüdüne uyarak bu ekmeği yememiş ve böylelikle
insanoğluna bir daha asla bağışlanmayacak olan ölümsüzlük fırsatını
kaçırmış.
Akrep İnsanlar: (Sümer)Akrep insanlar ülkesi. Tufan
varsayımının ilk biçimi Sümerler'in Gılgamış öyküsünde anlatılır.
Tufandan kurtularak ölümsüzlüğe kavuşan Utnapiştim'in oturduğu yer,
Akrep ülkesini aştıktan sonra varılan yerdir. Gılgamış, ölümsüzlüğe
ulaşmanın ç****ini öğrenmek için büyük dedesi Utnapiştim'e gitmek için
bu ülkeden geçer.
An: (Sümer) Gök-tanrı. Anum da denir. Savaş
tanrısı İştar'ın kocasıdır. Yunanlıların Zeus'uyla eşdeğerlidir,
tanrılar tanrısıdır. Sümer inançlarında Enlil(toprak) vr Enki(okyanus)
ya da Ea'yla birlikte büyük tanrılar üçlüsünü kurarlar.
Anşar:
(Sümer) Gökyüzü tanrısı. Yeryüzü tanrısı tanrısı Kişar'la birlikte dişi
yılan Lakamu'yla erkek yılan Lakmu'nun çocuklarıdır.
Annunaki'ler:
(Sümer) İkinci derece tanrılar. Bunlar baştanrı Marduk'tan kendilerine
bir hizmetçi vermesini istemişler, o da insanı yaratmış.
Arallu:
(Sümer) Cehennem ülkesi. Sümer inançlarına göre, cehennem ülkesini
yöneten önce tanrıça Ereşkigal'miş, sonra çok güçlü bir tanrı olan
Nergal onunla evlenerek cehennem ülkesinin kralı olmuş.
Aruru:
(Sümer) Sümer tanrıçası. Sümerlerin ünlü Gılgamış destanında adı geçen,
A-Ru-Ru biçiminde de yazılıyor. Uruk kentinin genç kızları,
nişanlılarını sabahtan akşama kadar çalıştıran kral Gılgamış'ı ona
şikayet ederler. O da Gılgamış'ı başka konularda oyalasın diye
Enkidu'yu yaratır.
Aya: (Babil)Güneş-tanrı Şamaş'ın karısı tanrıça.
Babbar:
(Mezapotamya) Güneş-tanrı. İ.Ö. III. binyılda tapılmıştır. Asur ve
Hititlerde Şamaş adını taşır. Adaletle ilgili bir tanrıdır, haksızlık
yapanları cezalandırırmış.
Bel: (Babil) Tanrı. Baal deyiminin
başka bir söyleyiş biçimidir. Nippul tanrısı Enlil, Babil tanrısı
Marduk bu adla anılırdı. Dişili Beltu'dur, Yunanlılar Beltis'de derler.
Daha çok Babillilerin kullandıkları Bel deyimi, İbranice ve
Fenikecedeki kullanımından farklı olarak, en büyük kutsal tanrıyı dile
getirir. Arami inançlarındaki tanrılar üçlüsü Yarhibol ve Aglibol'daki
bol deyiminin de bel deyiminin başka bir biçimi olduğu açıktır.
Belit: (Babil) Tanrı Bel'in karısı. Tanrı Bel, büyük tanrı Enlil'in adıdır.
Boğa:
(Sümer) Bolluk ve güçlülük simgesi. Hayvan tapımının en önemli tanrılık
hayvanlarından biri olan boğa'ya ilkin Sümer inanaçlarında rastlamakla
birlikte boğanın kutsallığı inancının hemen bütün ilkel inançlarda yer
aldığı görülür. Bütün mitolojilerde boğa, dölleme ve kuvvet olarak
erkek gücünü simgeler. Sümerlerde boğa, erkek insan başlı olarak
tasarımlanmıştır. Boğa tapımı, bütün sami dinlerinde süregelerek
Antikçağ Yunan ve Roma inançlarına kadar gelmiştir. Boğa eski Yunan'da
Zeus'ün, Roma'da Jüpiter'in simgesidir.
Ea: (Sümer) Su-tanrı.
Enki adıylada anılır. Sümer-Akad inançlarında evrenin ana öğesi su'dur.
Daha açık bir deyişle Sümer evreni gök (An), toprak (Enlil)ve su (Enki)
olmak üzere üçe ayırmakla beraber bunların temel ve tümünün yaratıcı
öğesi olarak su'ya tapmışlardır. Bu bakımdan, Ea büyük yaratıcı
tanrıdır, göğü ve toprağı o yaratnıştır, aynı zamanda tüm bilgeliktir
ve bundan ötürüde büyüsel etkiler onun yardımıyla elde edilir, yaşam
kaynağı olduğundan ötürü bolluğuda simgeler. Sümer tapınaklarında
Ea'nın kendisi olarak bir kap içinde kutsal su bulundurulurdu, bu sudan
içen hastaların iyileşeceğine ve güçsüzlerin güçleneceğine inanılırdı.
Tapınak rahipleri de balık biçiminde giysiler giyerlerdi.
Hıritiyanların İsa'ya tasarladıkları balık niteliğinin de kaynağı
Sümerlerin bu inancı olsa gerektir. Sümer inançlarında Ea'dan önce, bir
su ilkesi olan Ab-zu(ya da Ab-su) inancı alır.
Enkidu: (Sümer)
Gılgamış'ın arkadışı. Engidu biçimindede yazılmaktadır. Kimi
incelemeciler onun bir insan olmadığını, belki de bir aslan olduğunu
ileri sürmektedirler.(Örneğin, Bkz. Challaye, Dinler Tarihi, İstanbul
1960, s. 116). Vücudu kıllarla kaplı, çok bilgeli bir varlıkmış. Bir
başka anlatıma göre de kralı olduğu kenti kalkındırmak isteyen
Gılgamış, ülkesinin bütün erkeklerini işe koşarmış. Kadınlar
kocalarını, genç kızlar nişanlılarını göremez olmuşlar. Bu yüzden
kralı, tanrı Aruru'ya şikayet etmişler. Kadınları haklı bulan tanrı da
krala bir arkadaş yaratarak onu başka serüvenlere yöneltmek istemiş ve
tanrı Anum'a benzeyen toprak vücutlu, çok iri ve vahşi Enkidu'yu
yaratmış. Bu yaratık Gılgamış'ın yaşamında büyük çapta etken olanlardan
biridir ve sonunda da onun uğrunda ölür. Öyküye göre tanrıça İştar,
krala aşık olmuş. Ama onun bütün sevgililerini öldürdüğünü bilen
Gılgamış, tanrıçaya yüz vermemiş. İştar da ondan öç almak için üstüne
azgın bir boğayı saldırtmış. Gılgamış ancak Enkidu'nun yardımıyla
boğayı altedebilmiş. Buna çok kızan İştar da Enkidu'nun canını almış.
Enkidu'nun ölümü, Gılgamış'ın ölümden korkup ölümsüzlüğü aramasının
nedenidir. Bir başka anlatıma göre de Gılgamış, ölüler ükesinde
arkadaşıyla görüşür. Enkidu'nun ona ölümün ne denli kötü olduğunu
anlatması, Gılgamış destanı'nın en şiirli bölümüdür.
Enlil:
(Sümer) Yeryüzü-tanrı. Bel ya da Belum adıyla da anılır. Baal'le
birlikte bütün bu adlar, Mezapotamya'nın en büyük tanrısını dile
getiren tanrı anlamındadır. Enlil, tanrı Anum'un oğluydu, zamanla
babasının yerine geçerek baştanrı yerine yükseldi. Yeryüzüne hakim
olan, onu yöneten odur. Sümer inançlarında bir tufan meydana getirerek
insanları cezalandıran da odur. Atmosfer güçlerini de o yönetir;
şimşekler fırtınalar, onun buyruğundadır. Karısı Ninlil ya da Belit'le
birlikte Elam dağlarında oturur. Nippur sunağı ona adanmıştır.
Özellikle sümerler en çok onu saymışlar ve en çok ondan korkmuşlar. Ne
var ki Mezapotamya'nın çok uzun tarihinde tanrılar zamanla yer
değiştirmekte, oğullar babalarının yerini almaktadır. Belli bir zamanda
hangi tanrı sayılıyorsa, bütün tanrıların onun tarafından yaratıldığına
inanılmaktadır.
Enzu: (Mezapotmaya) Av tanrısı Sin'in öbür adı. Mezapotamya'nın ünlü ay tanrısı Sin'e Enzu'da denir.
Ereşkigal:
(Sümer) Yeraltı ülkesi tanrıçası. Yeraltı ülkesi tanrısı Nergal'in
karısıdır. Sümer inançlarına göre, ilkin cehennemi (Arallu) tek başına
Ereşkigal yönetirmiş, tanrıların bir şölenine çağrılınca cehennemden
ayrılmadığı için kendi yerine bir temsilci göndermiş, bütün tanrılar bu
temsilciyi ayağa kalkıp selamlamışlar, sadece tanrı Nergal yerinden
kıpırdamamış, bunu duyan ve çok kızan Ereşkigal, tanrı Nergal'i
yakalatıp cehenneme getirmiş, ama Nergal, cehennemin için altüst ederek
Ereşkigal'i tahtından indirmiş, cehennemin kralı olmuş ve Ereşkigal'le
evlenmiş.
İşkur: (Mezapotamya) Tanrı Adad'ın Mezapotamya
Samilerinde kullanılan adı. Akkad'ların Adad ve Fenike'lilerin Baal
adıyla taptıkları bu atmosfer tanrısı, Hitit'lerin Teşup ya da Tarhut
adlı tanrılarıyla bir tutulmuştur.
İştar: (Mezapotamya) Savaş ve
aşk tanrıça. Mezapotmaya'nın en ünlü tanrıçasıdır, eski çağlarda onun
adı tanrı anlamında kullanılırdı. Bir çok ulusların dillerinde çeşitli
adlar almıştır. Sümerler ona İnnina ya da Nana derlerdi, kimi
metinlerde Nina ya da Nane ve kimi yerde İnnanas olarak anılmaktadır.
Babiller ona Annimitu adıyla taparlar. İranlılar onu Anahita adıyla
benimsediler. Fenikeliler ona Aştar ya da Aşoret dediler. Yunanlılar
Astarte adıyla anarlar. Ona Aştart adıyla Asurlular da tapmışlardır.
Birçok metinlerde adı tanrıların kraliçesi olarak anılır. Yahudi
peygamberleri Museviliğin karşısında en büyük tehlike olarak İştar
tapımını bulmuştur ve onunla yüzyıllar boyunca savaşmıştır. Kimi
metinlerde tanrı Sin'in kızı ve Şamaş'ın kız kardeşi olarak
gösterilmiştir. Cehennem tanrıçası Ereşkigal'in de kardeşidir. Kimi
metinlerde de tanrı Temmuz'un annesi, ya da karısı, ya da sevgilisidir.
Gılgamış destanında genç krala aşık olduğu ve yüz bulamadığı için ondan
öc almaya çalıştığı anlatılır. Kimi yerlerde zevk düşkünü ve hafif
meşrep, kimi yerlerde ana-tanrıça olarak anılır. Cehennemliklere
acıyarak cehenneme inişi ve Anu'yla evlenerek göğe çıkışı öyküleri
ünlüdür.
Kingu: (Sümer) Devler ve canavarlar ordusunun komutanı.
Torunlarına kızan Tiamat, devlerden ve canavarlardan bir ordu kurarak
tanrılara saldırır, bu ordunun başına getirdiği korkunç dev Kingu'ya
kaderin iplerini verir. Tanrılarda kendilerini savunmak için tanrı
Marduk'u başkomutan yaparlar. Marduk devleri yakalayıp cehenneme
gönderir, kaderin iplerini de Kingu'dan alarak kendi boynuna takar.
Marduk'un büyük ve evrensel eğemenliği böylece başlar.
Kişar:
(Sümer) Yeryüzü tanrı. Ünlü Sümer tanrıları Anum, Enlil ve Ea, onun
gökyüzü-tanrı Anşar'la birleşmesinden doğmuş ya da oluşmuştur. Kişar
dişi, Anşar erkektir.
Lakmu: (Sümer) Erkek-yılan. Dişi-yılan
Lakamu'yle birlikte dünyaya gelmiş. Sümerlerin yaratılış tasarımlarını
anlatan Enuma Eliş (Gökyüzünde) adlı yapıta göre (bu yapıtın İ.Ö. VII.
yüzyılda yazıldığı sanılıyor) bu iki yılan Apsu'yla Tiamat'ın
birleşmesinden olmuşlar. Bu iki yılanın birleşmesinden de Aşar ile
Kişar dünyaya gelmiş. Yeryüzüyle gökyüzü böylece oluşmuş.
Lilitu:
(Babil) Dişi gece demonu. Rüzgarla gelen felaketler, hastalıklar, veba
ve ölümden sorumlu görülmekle birlikte, belkide daha fazla insanların
cinsel yaşamlarına müdahalede uzmanlaştıklarına inanılır.
Marduk:
(Babil) Mezapotamya dininde Babil'in büyük koruyucu tanrısıdır.Bu
özelliğiyle sonunda Bel'le özdeşleştirilmiştir. Eskiçağ çok
tanrılıcığında Marduk özel bir yeri olan en büyük tanrılardan biridir.
İlkin tarım tanrısıydı, sonra İ.Ö.XX. yüzyılda kral Hamurabi
tarafındanen yüce tanrı derecesine yükseltildi, daha sonra İ.Ö.XVI.
yüzyılda kral Buhtunnasr (Nabuhodonosor) tarafından tektanrı sayıldı.Bu
açıdan bakınca Marduk tektanrıların ilkidir, Mısır'lı Amenotep IV.'ün
tektanrısı Aton (İ.Ö.XII. yüzyıl) ve Musa'nın tektanrısı Yehova (İ.Ö.
XII. yüzyıl) tarihsel süreçte onu izlemektedirler. Ne var ki
Buhtunnasr, Marduk'un tektanrı olduğu inancını sadece kendi taşımış,
ulusuna yaymak gücünü gösterememiştir. Marduk'un büyük önemi, bugün
dünya uluslarını etkileyen üç büyük dine (Yahudilik, Hristiyanlık,
Müslümanlık) kaynaklık etmiş olmasıdadır. İnançsal tarihi İ.Ö.IV.
binyıla kadar iner. Eski mezapotamya inançlarında o, özdeğe biçim veren
ve detayı yaratan tanrı sayılmaktadır. Balçıktan insanı yaratan odur.
Tarım tanrısı olduğundan ötürüde marru (bel küreği)'yla simgelenmiştir.
Sümerler Amoritlere yenilince Marduk tanrı Enlil'in de yerini almış ve
bütün tanrıların en büyüğü sayılmıştır. Sümerlerin Enuma Eliş
(Gökyüzünde) sözcükleriyle başlayan ve bundan ötürü bu adla anılan uzun
yaratılış şiiri, Marduk'un baştanrılığını şöle anlatır (Kimi
incelemeciler Marduk'un bu şiire sonradan sokulduğunu ileri
sürmüşlerdir): İlk kaosun canavarı Tiamat'ı(tuzlu suların kişileşmesi)
yendikten sonra "yeryüzünün ve göğün tanrılarının efendisi" olur.
İnsanlarla birlikte bütün doğa, varlığını ona borçludur. Krallıkların
ve uyruklarının yazgısı onun elindedir. Yeryüzünü de Kingu'nun kanıyla
yoğurup elde ettiği balçıktan ilk insanı meydana getirmiş. Babil Kralı
Hamurabi ünlü yasalarını kendisine dikke ettirenin Marduk olduğunu
söyler, Marduk burada adelet tanrısı Şamaş kişiliğindedir. İncelemeci
Samuel Reinach, Hamurabi yazılarıyla Yahudi yasaları arasındaki
benzerliğe işaret ederek, Marduk'u Yehova'yla aynılaştırır.
Babil'deki
en önemli Marduk tapınakları, Esagila ve tepesinde bir Marduk tapınağı
bulunan Etemenanki adlı ziggurattı. Esagila'da her yeni yıl şenliğinde
Enuma eliş şiiri okunurdu. Marduk'un karısı olarak en sık anılan
tanrıça Zarpanit ya da Zarbanit'ti (Zarpan Kentinin Kadını). Marduk'un
yıldızı Jüpiter, kutsal hayvanları ise at, köpek ve özellikle çatal
dilli canavardı. Marduk en eski anıtlarda, elinde üçgen bir kürek
çapayla betimlenir; bunun bereketi ve birlikteliği simgelediği
düşünülür. Yürürken ya da savaş arabasına binmiş durumda da betimlenir.
Giysisi yıldızlarla süslüdür. Elinde bir asa vardır; ayrıca yay,
mızrak, ağ ya da yıldırım taşır. Asur ve Pers kralları da yazıtlarda
Marduk ve Zarpanit'i saygıyla anmışlar, ikisinin birçok tapınağını
yeniden yaptırmışlardır.
Moummou: (Sümer) Sonsuzuk-tanrı. Kimi
metinlerde Apsu'yla Tiamat'ın oğlu, kimi metinlerde de Apsu'nun veziri
olarak gösterilmektedir. Mummu biçiminde de yazılıyor.
Nana:
(Sümer)Ana-tanrıça Kybele'nin adlarından biri. Nina ve İnnina da denir.
Akad'lar kendi dillerinde onu aynı anlamda İştar sözcüğüyle
çevirmişlerdir. Ana ve Anna sözcükleri de bu kökten türemedir.
Mezapotamya mitolojisinde Nane adıyla tanrı Enzu'nun ve kimi yerde de
tanrı An'ın kızı olarak gösterilir, aşk ve savaş tanrıçası sayılır.
İ.Ö. V.I. yüzyılda Babil'de Annumitu adıyla anılmıştır.
Nergal:
(Babil) Güneş-tanrı. Aynı zamanda savaş, ateş ötedünya ve doğa
olaylarınıda simgeler. Mezopotamya uluslarının çoğunca tapılmıştır.
Ningirsu:
(Sümer) Savaş-tanrı. Urningirsu da denir. Tanrı Enlil'in oğludur.
Anu'nun kızı olan tanrıça Bo'yla evlidir. Tanrıça Bo, tanrıça İştar'dan
önce Lagaş bölgesinin toprak-ana'sıydı. Savaş tanrının yirmi dört çeşit
silahı varmış ki bunlardan herbiri bir devi simgelermiş. Ningirsu'nun
annesi de Ninlil adını taşır ki Enlil'in karısıdır.
Ninhur Sag: (Sümer) Kış bölgesi tanrıçası. İ.Ö.III. b.nyılda tapılmıştır. Ninlil ile kardeş çocuklarıdır.
Ninlil: (Sümer) Tanrı Enlil'in karısı. Nirginsu'nunda annesidir.
Pazuzu:
(Babil) Ateş-peri. Kuş ayaklı, kanatlı ve insan ellidir. Hastalıkları
iyi ettiğine inanılır. Hastaların boynuna onun resmini taşıyan muskalar
asılırmış. İkircikli özelliği olarak güneydoğudan estirdiği rüzgarlarla
vebayıda beraberinde getirdiğine inanılan demon.
Sin: (Sümer)
Ay-tanrı. Sümerlilerin en büyük kozmik tanrısıdır. Güneş-tanrı Şamaş'la
yıldız-tanrı İştarın babasıdır. Evren-tanrı Enlil'le evren-tanrıça
Ninhil'in oğludur. Akad'lar, eski Araplar ve Hitit'lerce tapılmıştır.
Tevrat'ta da onun sözü edilir ve peygamber İbrahim'in çıktığı kent olan
Ur'da onun egemen olduğu anlatılır. Sin, Sümer inançlarında birinci
büyük tanrı üçlüsündendir. Kimi incelemeceiler bunu Mezapotamya'ya
göçeden Sami ulusların etkisiyle bağlarlar.
Şamaş: (Babil)
Güneş-tanrı. Aslı Sümer'lilerin Utu tanrısıdır. Samiler onu Şamaş
adıyla anarlar. Sümer'lerde yargıç ve yasa koruyucu, Samilerde savaş ve
bilgelik tanrısıdır. Sin'in oğlu, İştar'ın erkek kardeşi hem kocasıdır.
Elam, Mitanni, Asur, Hitit gibi uluslarca da tapılmışdır. Hamurabi
çağında Şamaş'da, öteki tanrılar gibi, Babil kentinin koruyucu tanrısı
Marduk'un bir görünümü, bir belirimi (hipostas'ı) sayılmıştır.
Özellikle kral Nabulhonosor (Buhtınnasr) tek tanrı saydığı Marduk'un
kişiliğinde Sin, Enlil ve Şamaş'ı birleştirmiştir. Ona göre Marduk
karanlıkları aydınlattığı için Sin, egemenlik tanrısı olduğu için Enlil
ve adalet dağıttığı için Şamaş'tır. Hamurabi'ye 282 maddelik bir yasa
dikte ettiren de işte bu Şamaş(Marduk)'tur.
Şullat: (Sümer) Fırtına ve kötü hava habercisi tanrıça.
Tiamat:
(Sümer) Tuzlu su-tanrıçası. Tatlı su-tanrı Apsu (ya da Ab-zu)'yla
birlikte evrenin ilk varlıklarıdır. Sümer'lerin Enuma Eniş (Gökyüzünde)
adlı yaratılış efsanelerinde evrenin bomboş olduğu bir ön zamanda bu
iki varlığın bulunduğu belirtir. Evren, bütün tanrılar ve insanlar bu
iki varlıktan, eşdeyişle su'dan meydana gelmiştir. Tatlı ve tuzlu
suların birleşmesinden ilkin erkek yılan Lakmu (Lagma biçiminde de
yazılıyor)'yla dişi yılan Lakamu (Lagama biçimindede yazılıyor)
doğuyor.Bunların birleşmesinden de Anşar (Gök. An-sar biçiminde de
yazılıyor) ve Kişar (Toprak. Ki-sar biçiminde de yazılıyor) meydana
geliyor. Tanrılar ve insanlar işte bu gökle yerin birleşmesinden
doğuyorlar.
Temmuz: (Sümer) Sümer'lerin Dumuzi'sinin
Sami'lerdeki adı. Tamuz ve Tammuz biçimlerindede yazılır ve söylenir.
Kaynağı Sümer tanrısı Dummuzi olan Temmuz giderek Anadolu'da Attis ve
Adonis'e dönüşmüştür. Bütün bunlar bitkilerin ölen ve yeniden dirilen
tanrısı'dırlar. Bu tasarım, doğanın sonbaharda ölüp ilkbaharda yeniden
canlanışını simgeler. Bu tanrılarda doğa gibi, sonbaharda ölüp
ilkbaharda yeniden dirilerek aşk ve bereket getirirler. Sonbaharda
ölümleri aşk yüzündendir, kışı yeraltı ölüler ülkesinde geçirişleri aşk
yüzündendir, ikbaharda yeryüzüne dönüşleri aşk yüzündendir. Sümerlerden
Yunanlılara kadar çeşitli bölgelere ad değiştirerek süregelen bu temel
efsanede aşk ve şehvet doğurganlığın, bereketin, bolluğun simgesi
sayılmıştır. Doğal yılın en verimli ayı sayılan Temmuz ayı da adını
burdan alır. Bu tanrının sevgili ya da karısı da Sümerlerde İanna ya da
İnanas, Samilerde İştar ya da Aştart ya da Aştoret'tir. Kimi
anlatımlarda yeraltı ülkesine giden Temmuz değil, Aştart'dır. Orada
tutuklanmış, bu yüzdende yeryüzünde aşk ve bereket kalmamıştır.
İnsanların ve hayvanların üremesi durmuş, bitkiler açmaz ve tohum
vermez olmuştur. Tanrılar bunu önlemek için kadınsı bir erkeği
yeraltına göndererek Aştar'ın yeniden yeryüzüne dönmesini sağlamıştır.
Akad anlatımlarındaysa İştar, genç kocası Temmuz'u aramak için yeraltı
evrenine iner. Sümer anlatımlarında İnanna, yeraltı evlerinden
çıkabilmek için, kocası Dumuzi'yi rehin bırakır. Ama bütün bu
anlatımlarda tanrı ve tanrıçalar kış aylarını yeraltında, yaz aylarını
yeryüzünde geçirirler; ölür ve yine dirilirler, ölmekle doğadaki
canlılığa son verir ve dirilmekle doğayı canlandırırlar.
Utu:
(Sümer) Güneş-tanrı. Ud ya da Ut da denir. Mezapotamya metinlerde
Babbar, Asur ve Hitit metinlerinde Şamaş adıyla anılır. Adalet-tanrı
Kittu ve hak-tanrı Meşarru onun çocuklarıdır. Sümer zincirinde ilkin
var bulunan su'dan An(Gök) doğuyor, sonra Ki(Toprak) ve bunalrın
birleşmesinden Enlil(Hava) doğuyor, işte Nana(Ay)-Utu, (Güneş)-İnanna
(Aşk ve savaş) onun çocuklarıdır.
Utnapiştim: (Sümer)
Sümer'lerin Nuh'u. Babil diliyle yazılan tabletlerde bu adla anılan
tufan kahramanına Sümer'lerin Ziusudra dedikleri sonradan
anlaşılmıştır. Utnapiştim'e Sümer'lerin
Nuh'u demekten daha iyisi
Nuh'a Yahudilerin Ziusudra'sı demektir, çünkü bu öbüründen onbeş yüzyıl
öncedir. Şurrupak kentinde kralmış, bilgeymiş ve rahipmiş. Adının
sözcük anlamı "hayatı gören"dir. Ubara-Tutu'nun oğluymuş. Tufan'ı
atlattıktan sonra ölümsüzlüğe kavuşan ve tanrılarca Dilmun(Cennet)'da
yaşamasına izin verilen Utnapiştim aynı zamanda atası bulunduğu
Gılgamış'a ünlü su baskınını şöle anlatır: İnsanlar çoğalıp gürültü
yapmaya başlamışlar. Tanrıların gözüne uyku girmez olmuş. Bunun üzerine
insanları yok etmeyi planlamışlar. Tanrı Ea "önceden verdiği sözü
tutarak" bu karardan Utnapiştim'i haberdar etmiş ve bir gemi yapmasını
sağlamış. Geminin yapımı bitince tufan patlamış. Öğlesine korkunç bir
kasırga başlamışki "tanrılar bile korkularından göğün en yüksek katına
kaçmışlar, orada sokak köpekleri gibi titreyerek duvar dibine
sinmişler". Altı gün ve altı gün gece boyunca gök ve yer birbirine
karışmış. Öyle ki " cennetin ve cehennemin tanrıları ağlayışıp
durmuşlar". Yedinci gün başladığında tufan yatışmış, Utnapiştim'in
gemisi de Nisir dağının tepesine oturmuş. Orada gemiden inip adak
kurbanını kesmişler. "Tanrılar tatlı kokuyu alınca dağın başına
sinekler gibi üşüşmüşler". Tufan'ın düzenleyen tanrı Enlil çok kızmış,
tanrı Ea'ysa kendisinin haber veridiği yadsımış ve "bilge kral
Utnapiştim olacakları düşünde görmüş" deyip işin içinden sıyrılmış.
Ç****iz kalan tanrılar toplanmışlar ve Utnapiştim'le karısına
ölümsüzlük bağışlayıp "çok uzakta" yaşaması için Dilmun'a
yerleştirmişler. Bu yüzden Sümer'ler ona Uzaktaki de derler.
Sümer Dini:
İ.Ö.
IV. binyılda Aşağı Mezapotamya'da yaşayan halkların inançları. Sümer
dünyası XIX. yüzyılda keşfedilinceye inanç alanının temel bilgilerinde
bir hayli değişiklikler olmuştur. Türkistan bozkırlarından Dicle'yle
Fırat deltasına inen bu çok becerikli ve bilgili ulus, bölgelerinin
kuzeyinde yaşayan Akad'larıda etkileyerek, olağan üstü bir uygarlık
geliştirmiştir. Patesi ya da Ensi adını verdikleri rahip-krallarla
yönetiliyorlardı. Bugün için onlardan daha öncesi bulunmadığına ve
bilinmediğine göre, keşfedildikleri tarihe kadar başka uluslara
maledilen birçok uygarsal ve inançsal buluşların onların ürünü olduğu
kabul edilmektedir. Onlardan kalan Gılgamış Destanı'yla Enuma
Eliş(Gökyüzünde) adlı yaratılış efsanesi, başka uluslara maledilen
birçok inançların Sümer kaynaklı olduklarını kesin olarak meydana
çıkarmıştır. Örneğin artık bilinmektedir ki Yahudilerin sanılan Tufan
tasarımı onlarındır, Suriyelilerin Adonis'e dönüştürdükleri
Babillilerin Tammuz'u onalrın Dumu-zid'idir, Samilerin Anu ve daha
sonra Yunanlıların Uranus'a dönüştürdükleri tanrıların babası onların
An'ıdır, Akdeniz'in ünlü Kybelesi onların Ki (Toprak ana)'sidir,
Samilerin ilkin İştar ve Asarte'ye dönüştürdükleri onların
İnanna'sıdır. Samilerin Sin'i onların Nanna (Ay-tanrı) ve Şamaş'ı
onların Utu(Güneş-tanrı)'sudur Samilerin Ea'sı onların Enkisi'dir.
Yunanlıların Hades'i onların Kur(Ölüler ülkesi)'u ve Elysion'u onların
Dilmun(Cennet)'udur, Yunanlıların Persephone'si onların Ereşkigal'idir,
Yunanlıların ünlü yedi bilge'si Mezapotamya'nın en eski yedi kentine
uygarlığı getiren Sümer bilgeleridir. Bu örnekler daha da
çoğaltılabilir. Sümer uzmanlarından N.K. Sandars şöyle demektedir:
"Gılgamış, elbette bir İskender, bir Odysseus, bir Herakles, bir
Samson, bir Dermot ya da Gawain değildir. Ama Gılgamış'ın öyküsü
anlatılmamış olsaydı bu kahramanların hiçbiri şimdiki ölçüde
hatırlanmazdı." Çünkü çeşitli tasarımların ortaya koyduğu bu
kahramanlar Sümer'li Gılgamış'tan pek çok şey almışlardır. Sandars'ın
da belirttiği gibi örneğin "ortaçağın İskender'inde Gılgamış'ın birçok
özelliğini bulabiliriz". Dermot'la dövüşen vahşi adam, Gılgamış'la
dövüşen Enkidu'nun tıpkısı denilebilir. Birçok tanrıları Anadolu'ya
maleden Halikarnas Balıkçısı(Cevat Şakir Kabaağaçlı) bile "Büyük ana
tanrıçanın sevgilisi Attis'in menşeini bulmak için Sümer'lere
gitmeli"(Anadolu Tanrıları, İstanbul 1962, s. 89) der ve onu
Sümer'lerin Dumu-zid'ine bağlar. Samiler, Mezapotamya'yı istila edince
Sümer tanrılarını benimsemişler, ne var ki onların adlarını ve
özelliklerin çoğunu değiştirmişlerdir. Kaldı ki Mezapotamya'nın çeşitli
kentlerinde de ortak tanrılar aynı adla anılmazlardı. Ayrıca, her
kentin koruyucu özel bir tanrısı da vardı. Kimi kaynaklarda bu adlar
birbirlerine karıştırılmış ve Sümer tanrıları çoğunlukla Sami dilindeki
adlarıyla tanıtılmıştır. Sümer tanrılarının adlarını yeniden düzenleyen
Prof. Kramer'e göre önce su vardı. Tanrı An (Gök. An-sar: Tüm gök)'la
tanrı Ki(Toprak. Ki-sar: Tüm dünya) bu sudan doğdular. Onların
birleşmesinden Enlil(Hava) meydana geldi, gökle toprağın arasını
doldurdu. Enlil, karanlık göğü aydınlatmak için Nanya (Ay)'yı yarattı.
Nanna da Utu (Güneş)'yla İnanna (Aşk ve savaş)'yı yarattı. Samilerde bu
tanrılar Sin (Nanna), Şamaş(Utu) ve İştar(İnanna) adlarıyla anılırlar.
Enlil ilkin An (Samilerde Anu)'ın buyrukalrını yerine getiriyordu,
sonra dünyayı Ki'nin elinden alarak yönetmeye başladı, daha sonrada
An'ın yerine geçti ve bütün evrenin egemeni oldu, aynı zamanda Nippur
kentinin koruyucusuydu. An'la Ki'den doğan bir başka tanrıda tatlı
suların ve bilgeliğin tanrısı Enki (Samilerde Ea. Prof. Kramer "An'ın
çocuğu olduğu söylenebilir" demekle yetiniyor, Enuma Eliş'de ileri
sürülen bu doğumu kesin bulmuyor)'dir, sanatı koruyor ve derinde
yaşıyordu. Enlil toprağın egemenliğini eline geçirdiği sırada
İnanna'nın ablası gök-tanrılaçalardan Ereşkigal'i Kur(Yeraltı ülkesi)'a
kaçırmıştı. Bu yeraltı ülkesinde Annunaki (yargıçık yapan ve An'ı
soyundan gelen yeraltı tanrıları)'ler vardı, ülkenin kapısını
Neti(Samilerde Nedu) bekliyordu. Gılgamış Destanı'nda bunlardan başka
şu tanrıların adları anılmaktadır: Adad (Fırtına yağmur tanrısı), Antum
(An'ın karısı), Absu (Tanrıları meydana getiren su), Aruru (Yaratıcı
tanrıça. Endiku'yu kilden yarattı), Aya (Utu'nun şafağı ve gelini),
Belit-Şeri (Yeraltı yargıçlarının zabıt katibi), Dilmun (Cennet. Sadece
tanrılar gidebiliyor, bir de tufan'dan kurtulup ölümsüzleştirilen
Utnapiştim ya da başka bir anlatımdaki adıyla Ziusudra orada yaşıyor),
Dumuzi (Ya da Dumu-zid. Samilerde Tammuz ya da Temmu. Verimlilik
tanrısı. Çoban demek. İnanna'nın da kocası), Endukugga ve Nindukugga
(Yeraltı tanrı ve tanrıçası. Enlil'in ana-babası), Enkidu (Aruru'nun
yarattığı yabanıl yaratık. Daha sonra hayvanların koruyucu tanrısı
oluyor), Enugi (Sulama tanrısı), Haniş (Kötü havayı haber veren göksel
varlık), Humbaba ya da Huvava (Sedir ormanı bekçisi canava, Anadolu'lu
bir tanrı olduğu sanılıyor), İgigi (Gök tanrılarının ortak adı),
İnsan-akrep (Tanrıların karşıtı. Su tarafından tanrılarla savaşmak için
birçokları yaratılmış. Güneşin battığı yerde nöbetçi), İrkalla (
Ereşkigalin bir başka adı), İşullana (An'ın bahçivanı. Aşkına karşılık
vermediğinden ötürü İnanna tarafından köstebeğe dönüştürüldü),
Lugabanda (Çoban-tanrı. Aynı zamanda kral. Gılgamış'ın babası ya da
koruyucusu), Mammetum (Alınyazısı-tanrısı), Namtar (Uğursuzluk şeytanı,
hastalık getirici. Yeraltı ülkesinin başpapazı), Nergal (Yeraltı
tanrı.Ereşkigal'in kocası), Ningal (Ay tanrısının karısı, güneşin
annesi), Ningirsu (Ninurta'nın eski adı. Verimlilik tanrısı), Nirnurta
(Ningirsu'nun yeni adı. Savaş ve bereket tanrısı), Gizzida ya da
Ningizzida (Bereket tanrısı. Hayat ağacının efendisi olarak
niteleniyor. Büyü de yapıyor. Daha sonra Dumu-zid'le birlikte göğün
kapısını bekliyor), Ninhursag (Ana tanrıça. Ki'nin başka adı. Enki'nin
karısı),Ninki (Ninhursag ya da Ki'nin bir başka adı olduğu sanılıyor.
Destanda Enlil'in annesi), Ninsun( Bilgelik tanrıçası. Lugulbanda'nın
karısı ve Gılgamış'ın annesi), Nisaba (Tahıl-tanrıça), Puzur-Amurri
(Utnapiştim'in dümencisi), Samukan (Sığırların tanrısı), Siduri ya da
Sabit (Şarap yapımcı kadın. İnanna'nın bir başka adı olabileceği öne
sürülüyor), Silili (Göksel kırsak, göksel aygırın da annesi), Şullat
(kötü hava habercisi. Haniş'in bir başka biçimi) Şulpay (Şölen
yöneticisi tanrısı) Ubara-Tutu (Utnapiştim'in babası, mitolojik kral),
Utnapiştim (Sümerlilerin Ziusudra'sına Samilerin verdiği ad. Ünlü tufan
kahramanı), Urşanabi (Utnapiştimin'in kayıkçısı. Dilmun'a gitmek için
ölümcül suları hergün geçiyor), Yedi bilge (Yedi kente uygarlık getiren
getiren Sümer bilgeleri)
Tiamat, the Dragon Goddess of
Chaos and Darkness, is battled by Marduk, God of Justice and Light.This
might indicate the change from a matriarchal to a patriarchal system
that obviously took place.
Asur-Babil Dini:
Mezapotamya
çoktanrıcılığı. Mezapotamya, Dicle'yle Fırat nehirleri arasındaki
bölgenin adıdır. İ.Ö. XI. yüzyıla doğru Türkistan bozkırlarından ve
Elam dağlarından inen Sümerler bu bölgeye egemen olarak büyük bir
uygarlık kurmuşlardı. İlkel totemleriyle canlıcılık inançlarını
geliştirerek çoktanrıcılığın özel bir biçimi olarak kent-tanrıcılığı
oluşturdular, Kent-tanrıcılığı, bütünüyle, canlıcılık anlayışıyla
geliştirilmiş bir totemcilik uzantısıdır. İlkel kabilelerde nasıl her
kabilenin koruyucu bir totemi varsa öylece her kentin koruyucu tanrısı
olmuştur. Bu tanrı, kendilerine korku veren ya da yarar sağlayan
hayvan, yıldız, güneş, toprak, deniz dağ vb gibi doğa varlık ya da
olayların canlılık anlayışıyla kişileştirilmiş biçimidir. Örneğin
Mezapotamya'da hem denizci, hem tarımcı bir ulus haline gelen Sümerler,
denizi kişileştirip adına Tiamat demişlerdir. Kentlerin bu
totem-tanrıları, ülke çapında bir çoktanrıcılık meydana getirmiştir.
Kent-tanrılarının gücü , kentlerinin gücüyle artmış ya da azalmıştır.
İ.Ö. XXV. Yüzyıldan ihtiabaren Asurlular ve Babilliler bu bölgeye
egemen olunca Sümer çoktanrıcılığı buldular ve
ve kendi
kent-tanrılarıyla Sümer tanrılarını birleştirdiler. Asur-Babilonya
uygarlığı, Sümer uygarlığının üstüne kurulmuş ve kültürünü ondan alan
bir uygarlıktır. Bu uygarlık, özellikle Hamurabi(2003-1961) çağında
doruğuna yükselmiştir. 282 maddelik ünlü Hamurabi yasasını Hamurabi'ye
tanrı Şamaş (Marduk)'ın yazdırdığına inanılır.
28/11/2007 | Kategori:
Destanlar
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz
Kalıcı Bağlantı | Arkadaşına Gönder
Önceki Sayfa | : | Sonraki Sayfa