NORİCUM__ARAP MİTOLOJİSİ
NORİCUM
Noricum
bugünkü Avusturya ve Slovenya toprakları üzerinde kurulmuş bir Kelt
krallığı (on iki kabileden oluşan bir federasyon) idi. Geçmişte Roma
İmparatorluğu'nun bir eyaletiydi. Kuzeyde Tuna nehri, batıda Raetia,
doğuda Panonya ve güneyde de İtalya ve Dalmaçya ile çevriliydi. Kabaca
bugünkü Steiermark, Karintiya ve Viyana'nın batısında kalan Avusturya,
Bavyera ve Salzburg'un bir bölümüne tekabül eder.
Başlangıçta
nüfusun Panonyalılardan (İlliryalılarla akrabalığı olan bir halk)
oluştuğu anlaşılmaktadır. Galyalıların göçlerinin ardından çeşitli Kelt
kabilelerine tâbi olmuşlardı. Bu kabilelerin içinde önde gelen
Tauriski'ydi. Başkentleri Noreia'dan ötürü Romalılar tarafından Norici
olarak adlandırılmışlardı.
Ülke dağlık ve toprak da güneydoğu
kısımları dışında çoraktır. Ancak demir bakımından zengindir. Bu yüzden
Panonya, Moesia ve kuzey İtalya'da silah yapımına malzeme sağlamıştır.
Meşhur Noric çeliği Roma silahlarının yapımında bolca kullanılmıştır.
Halkı
cesur ve savaşçıydı. Tarımdan ziyade hayvancılıkla ilgilenirlerdi. Öte
yandan Romalıların bataklıkları kurutarak ve ağaçları keserek toprağın
verimliliğini artırmış olmaları muhtemeldir. ltın ve tuz da bol
miktarda bulunuyordu.
Noricum kuzeylilerin veya Keltlerin
güneydeki ileri karakolu ve İtalya'ya saldırılarını düzenledikleri
noktaydı. Yukarı Avusturya'da Noreia'ya 40 kilometre uzaklıktaki
Hallstatt mezarlığındaki arkeolojik araştırmalar yazılı tarihten
asırlar önce burada güçlü bir medeniyetin olduğunu göstermektedir.
Mezarlıkta Bronz Çağı'ndan Demir Çağı'na uzanan dönemden kalma silahlar
ve süs eşyaları bulunmaktadır.
Kullanılan lisan Kıta Avrupası Kelt diliydi.
Noricum
Roma İmparatorluğu'na MÖ 16 yılında katılmıştı. Uzun bir süre
Noricanlılar kendi prensleri tarafından bağımsızca yönetilmişler ve
Romalılarla ticaret yapmışlardı. MÖ 48'de iç savaş sırasında Pompey'e
karşı Jül Sezar'ın tarafını tutmuşlardı. MÖ 16'da Panonyalılarla
birlikte Istria'yı işgale girişmişler ancak İllirya valisi Publius
Silius tarafından yenilgiye uğratılmışlardı. Bunun sonrasında Noricum
eyalet olarak kabul edilmeye başlandı (her ne kadar bir eyalet gibi
örgütlenmediyse de). Regnum Noricum adıyla ve bir imparatorluk
vekilinin kontrolünde krallık olarak varlığını sürdürdü. Antoninus Pius
döneminde II. Lejyon Pia Noricum'a konuşlandırıldı ve lejyonun komutanı
da eyaletin valisi oldu. 40 yılı civarında Noricum Krallığı Caligula
tarafından tamamen Roma İmparatorluğu'na dahil edildi.
Diokletian
döneminde Noricum Noricum ripense ("Nehir tarafındaki Noricum" Tuna'nın
güneyindeki kuzey bölümü) ve Noricum mediterraneum ("Deniz tarafı
Noricum" güneydeki daha dağlık bölge) olmak üzere ikiye ayrıldı.
Aralarındaki sınır doğu Alplerinin ortasından geçiyordu. Her biri
İtalya'daki İllirya bölgesine bağlı bir vali tarafından yönetiliyordu.
ARAP MİTOLOJİSİ
Arap
mitolojisi, Arapların antik inançlarının bütünüdür. İslam öncesi ve
İslam'ın ilk ortaya çıktığı dönemlerde, Arap yarımadasındaki Araplar
aynı politeistik unsurlara sahip farklı birer mitolojik inanç yapısına
sahiptiler. Özellikle Mekke ve Mekke'deki Kabe, Arap mitolojisi için
merkez nokta sayılabilirdi; bugün İslam'ın ve böylece de "tek tanrı"nın
sembolü haline gelmiş olan Kabe, o dönemlerdeki politeistik inançta
önemli bir yer teşkil etmekteydi. İçinde barındırdığı putlar, ki bu
İslam tarihince de doğrulanmaktadır, ve sarmalandığı cin, yarı tanrı
sembolleri bunun en büyük kanıtıdır.
Arap mitolojisinde bugüne
kadar ulaşmış bazı tanrı ve tanrıça isimleri vardır. Çeşitli
kaynaklardan bunların doğası ve rolleri hakkında bilgi
edinilebilmektedir. Bunların en tanınan ve Kur'an'da da ismi geçen üç
tanesi, zaman zaman Tanrı'nın kızları olarak da anılmış olan el-Lât,
el-Uzzâ ve el-Menât'dır. İslami kaynaklar Arap mitolojisinin temelini
monoteist bir yapıdan aldığını öne sürer ve bu tanrıçalar gibi o
dönemlerde tapılan çeşitli tanrı ve tanrıçaların isimlerinin kökeninin
Allah sözcüğü olduğunu öne sürmektedirler. Her ne kadar Arap
mitolojisinin monoteistik bir yapıdan türediğine dair kesin bilimsel
kanıtlar olmasa da, Allah sözcüğünün o dönemde kullanıldığı
bilinmektedir ve etimolojik açıdan bu isimlerin Allah isminden türemiş
olması olasıdır.
Arap mitolojisine dair bilinen gerçeklerden
biri de özellikle Mezopotamya mitolojisinden fazlasıyla etkilendiğidir.
Zaten coğrafi konumları gereği herhangi bir etkileşimin olmayışı
düşünülemez. Sadece Mezopotamya mitolojisi değil, dönemde çevre
bölgelerde yaşayan toplulukların mitolojileri ve inançları da Arap
mitolojisini büyük oranda etkilemiştir.
Sıklıkla ismi ortaya
çıkan ve hakkında en çok bilgi bulunan mitolojik figürlerde bu kültürel
ve bölgesel çeşitlilik ve yaygınlık aşikardır. Ayrıca, el-Lat, el-Uzzâ
ve Menât'a Palmirliler de tapınmaktaydı.
G. Ryckmans'a göre
tanrıça el-Lât, Semûd, Safaî ve Lihyanî kavimlerine ait kitabelerde adı
geçen tanrıça İlât ile aynıdır. el-Lât'ın ismi Palmir ve Nabat
kitabelerinde de geçmektedir. Güney Arabistan'da rastlanan ve el-Lât'a
gönderme yapan kişi isimleri güney Arabistan'da da el-Lât'a tapıldığına
dair kanıt olabilir.
Palmirlilerin de tapındığı bir başka
ortak tanrıça el-Uzzâ idi. Ayrıca Azizo adında tapındıkları bir
tanrıları daha vardı. Bunların dışında Suriyelilerde de Venüs'ü
sembolize eden el-Uzzâ göğün kraliçesi olarak mevcuttu.
Menât da Nabat kitabelerinde geçer ve Semud kavmi tarafından da bilinirdi.
Bunların
dışında adı sıkça geçen bir tanrı da Hubal veya Hubel'dir. İsminin
İbranice Ha ve Ba'l`dan geldiğini düşünülmektedir. Böylece "rab, tanrı"
gibi bir anlama sahip olduğu öne sürülmüştür.
Arap
mitolojisinde büyük bir çeşitlilik mevcuttu ve çoğu tanrının hangi
nesne, kavram veya iş ile bağdaştırıldığı bugün bilinmemektedir.
Arapların yüzden fazla putları olduğu göz önüne alınırsa, büyük
ihtimalle bu putların simgelediği büyük sayıda tanrılar mevcuttu. Fakat
o dönemdeki Arapların ve Arap mitolojisi bağlılarının dini yaşamları
hakkında fazla bilgi olmayışı, tanrılara tam olarak ne tür görev veya
tanımlar atfettiklerini bilmemizi zorlaştırır. Ayrıca, var olan
çeşitlilik nedeniyle birçok farklı kabile daha farklı mitolojik gruplar
ve tapınımlar oluşturmuştur. Örneğin, Kinâne kabilesinin Ay, Teym
kabilesinin ed-deberân ve Kelb kabilesinin Şi'ra yıldızı gibi gök
cisimlerine taptığı bildirilmektedir. Farklı kabilelerin tanrılarının
arasındaki bağlar ve benzerlikler veya farklı kabilelerinin
birbirlerinin tanrılarına olan bakış açıları belirsizdir.
Bunların
dışında tarihçilerin çoğunluğu, Arap mitolojisindeki belirgin üç
tanrıça, el-Lat, el-Uzza ve Menat'ın sırasıyla Güneş, Venüs ve Hüküm
tanrıçaları olduğunu söylemektedir.
Arap mitolojisi kendi içinde
yoğun bir putperestlik geleneği taşımaktaydı. Birçok mitolojide olduğu
gibi, putlar sembolize ettikleri tanrı veya tanrıçalar nedeniyle kutsal
sayılmaktaydılar ve en önemli tapınım aracıydılar. Yukarıda
bahsedildiği gibi Arapların yaklaşık yüz farklı putu olduğu
bildirilmektedir. Mekke'deki Kabe'de, İslam öncesi devirde, farklı
kabilelerinin tanrılarının putlarını da içeren yüzlerce put bulunduğu
rivayet edilmiştir. Böylece bölgeye çeşitli amaçlarla (ticaret vb.)
gelen farklı kabilelere mensup kişiler kendi kabilelerinin inandığı
tanrılara, bu putlar sayesinde tapabilmekteydi.
Arap
mitolojisinde yaygın bir cin inancı vardı. Bazı hayvanların cinlerle
ilgileri olduğunu düşünmekteydiler. Ayrıca gûl diye adlandırdıkları
dişi cinlerin varlığına inanırlardı. Haklarında ve uygulamalarında çok
bir bilgi bulunmasa da topluluklarda büyücü ve kahinlerin var olduğu
bilinmektedir. Bu kişilerin cinlerle ilgileri olduğuna inanıldığı için
genel olarak insanlar bu kişilerden çekinirlerdi. Cinlerin bu kahinlere
gizli şeyleri haber verdiği, kehanetlerde bulunduğu düşünülürdü. Bu
nedenledir ki kahinler topluluk içinde sıklıkla hakem rolü
üstlenirlerdi.
Arap mitolojisinin öğeleri belirgin biçimde
günümüze ulaşamamıştır, yine de daha sonra İslam döneminde bazı
kaynaklarda çok kısa ve yalınca tanımlandıkları olmuştur. Ayrıca İslam
dininin kutsal kitabı Kur'an'da dönemin Araplarının inançlarına dair
bazı tanımlar içermektedir. Örneğin Kur'an'da İslam öncesi Araplarının
cinlere tapındığı (34/41), meleklere tapındığı (43/19) ve dişi
tanrıçalara tapındıkları (4/117) geçmektedir. Arap mitolojisine dair
Kur'an'da geçen en belirgin öğe belki de onların Yaratıcı sıfatı
bulunan belirli bir baş tanrıya tapındıkları fakat bunun dışında, belki
de bu baş tanrı ile kendileri arasında aracı olmaları için, çeşitli
daha küçük tanrılara tapındıklarıdır (29/61,63; 39/3 vd.). Ayrıca
tapındıkları ve putperestlik geleneğini sürdürdükleri bu tanrıların bir
kısmını Allah'ın Kızları yani baş tanrının çocukları olarak
gördüklerine dair ifadeler de vardır. Bu düşünceleri destekleyecek
şekilde dönemden bugüne kadar ulaşan bazı şiir metinlerinde, "Allah"
adıyla andıkları yüce bir Tanrı'ya dair bilgiler bulunmaktadır.[11]
Yine de bunun daha sonraki dönemlerde Müslümanlar tarafından,
politeistik tanrıların isimleri yerine metinlere geçirildiği şeklinde
iddialar da mevcuttur. Genel görüş bu iddaları içinde çeşitli putların
ve politeistik inançta inanılan tanrı isimlerinin yer aldığı şiir
parçalarının da bugüne ulaştığı gerekçesiyle reddeder. Ayrıca
İbnu'l-Kelbî'nin kaleme almış olduğu "Kitabu'l Asnam"da Arapların Allah
adıyla andıkları bir tanrının yanı sıra farklı tanrılara da
tapındıklarına dair bilgiler mevcuttur. Ek olarak bazıları Allah
isminin Mekke'de bulunan putlardan veya politeistik tanrılardan birinin
adı olabileceğini veya yüce bir tanrının isminden çok genel anlamda
tanrı sözcüğü yerine kullanıldığını öne sürmüşlerdir. Sonuç olarak Arap
mitolojisinin tamamen politeistik bir temel üzerine mi kurulduğu yoksa
daha çok henoteistik bir temele mi sahip olduğu bilimsel anlamda
belirsizdir.
1/12/2007 | Kategori:
Mitoloji
|
Yorum (0) |
Yorum Yaz
Kalıcı Bağlantı | Arkadaşına Gönder
Önceki Sayfa | : | Sonraki Sayfa