Burada Herşey var

kültür , kadın , entellektüel bilgi , sanat , spor , tarih , aşk sevgi tutku , ali ilaslan

Kategoriler



Linkler

Online Film izle | Şifa Bul | Sezgilerim | 18+ Videolar |

    Alt Menü

Sinema İzle | İndir download | Kadınlara Özel | 18+ Amatör

ROMA İMPARATORLUĞU

 

ROMA İMPARATORLUĞU

 

Eski Yuna, Mısır, Meksika, Hint kaynaklarıyla diğer mistik yazılı kaynakların hepsi bir zamanlar Pakistan’daki Hint Vadisi ile Hindistan’ın kuzeyinde kurulmuş olan Rama İmparatorluğu’ndan söz etmektedir. Önsöz’de de belirtildiği gibi Vedalar, Ramalar’ın gelişmiş uygarlığı hakkında en geniş bilgiyi sunmaktadır. Ramanın en büyük yedi şehri genelde “Rishi Şehirleri” olarak anılmaktadır. Sanskritçe’de Rishi, Rama yöneticilerinin oldukça gelişmiş zihinsel ve ruhsal yetenekleriyle bağlantılı olan “Usta” ve “Büyük Öğretmen” anlamına gelmektedir. Ramalar’ın bir türlü anlamı çözülemeyen yazıları olan Dravidian, Mu’nun anavatanıyla ilişki içinde bulunan ve binlerce mil güneydoğuda yer alan Paskalya Adası’nın yazıtlarından neredeyse tamamen farksızdır.


Oldukça zeki olan Ramalar, “vimana” adını verdikleri uçan aletler yapmışlardır. Yaklaşık olarak M.Ö.4 yüzyılda Bharadwaja the Wise, “Vaimanika Shasta” adlı kitabı için en azından seksen tane metinden ve Veda hikayelerinden vimanalar hakkında bilgi toplamıştır. 1918 yılında Bombay’in kuzeyinde yer alan Barbuda Royal Sanskrit Kütüphanesi’nde Vaimanika Shasta’yı bulan bilim adamları, kitabı oluştururken başvurduğu el yazıları kadar Bharadwajda’nın çalışmasının da doğruluğunu onaylamışlardır.



Vaimanika Shasta, aynı zamanda iki ya da üç katlı helikoptere benzeyen kargo uçaklarının veya 400-500 kadar kişiyi taşıyabilen yolcu uçaklarının veya 400-500 kadar kişiyi taşıyabilen yolcu uçaklarının da detaylı tasvirlerini yapmaktadır. Aynı zamanda kitap, doğru boyutların ve uçan araçların belirli bölümleri için hangi metalin en uygun olacağına dair bilgilerin de bulunduğu detaylı yönlendirmeleri de içinde bulundurmaktadır. Bharadwajda’nın bu anıtsal yapıtında vimanaları uçurmak için pilotların alacağı eğitim, araçların yerine getireceği görevler ve bunlardan daha da fazlası yer almaktadır. Eski tapınak kayıtlarından oluşan “Mahabharata” ve “Ramayana” yazıtları, Rama İmparatorluğu’na ait vimanalar hakkında daha geniş bilgi sunmaktadır.



Pueblo, Yaqui ve diğer Amerika yerlilerine ait şarkılarda ve danslarda Atlantisliler ve Hint Okyanusu’nda bulunan bu kayıp imparatorluk arasında uzun süren mücadelelerden söz edilmektedir. Bu savaş 20.000 yıl önce henüz buz dağları erimemişken meydana gelmiştir.


Ezoterik gelenek, Ramalar ve Atlantisliler arasındaki bu mücadele bir çarpışmadan ve Ramalar’ın oldukça garip bir şekilde zekalarını kullanarak düşmanlarının Atlas Okyanus’unda üstesinden gelmeyi başardıklarını anlatmaktadır. “Asvinler” adı verilen Atlantisliler bir keresinde Ramalar’ın başkentini ele geçirmeye teşebbüs etmişlerdir. Hintli bir yönetici, Ramalar’ın sadece barış istemelerine rağmen asla Atlantisliler’in öfekli ordularına boyun eğmeyeceklerini açıklamıştır. Fakat Atlantisli askerler onu hiç dikkate almamışlar ve Ramalar’ın kibarlıklarına ve savaşı önlemek için yaptıkları girişimlere rağmen şehre doğru ilerlemeye devam etmişlerdir. Bu noktadaysa Ramalı rahip kral kollarını havaya kaldırarak bugün Himalayalar’daki bazı yogilerin anlayabildiği oldukça güçlü zihinsel bir teknik kullanarak işgalci Atlantis liderlerinin teker teker ölmesine neden olmuştur. Bu oldukça yüksek bir yerden başlarına kocaman kayaların düşmesine benziyordu ve çarpmanın etkisiyle kalpleri durdu. Geriye kalan oldukça korkmuş olan Atlantisliler de araçlarına binerek oradan uzaklaştılar.



Sualtı arkeolojik sit alanı 9500 yıldan eski olabilir ve Hindistan’da Surat’tın 30 mil batısında Kuzeybatı Khambhat (Cambay) Körfezinde bulunmuştur.



Hindistan’da bulunan arkeologlar kısa zaman önce Kot Diji ve Harappa ile Mohenjo Daro’da bulunan medeniyete ait dokuz ya da daha çok katmanı kazmaya başladılar. Bu eski şehirlerden ikisinde yaşayanların suyu işlemek, evlerinin içine tuvalet yapmak ve lağım döşemek gibi işlerle uğraştıklarını ortaya çıkarmıştır. Şimdi arkeologların üzerinde çalıştığı katman, yaklaşık olarak M.Ö. 3.000 yılına kadar gitmektedir; ama bilim adamları Hindistan’ın kuzeybatı kıyısında 9.500 yıl önce kurulmuş olan ve benzer özellikler gösteren bir sualtı şehrini keşfetmişlerdir. Yaklaşık suyun yüz yirmi fit altında bulunan bu şehir beş mil uzunluğundadır ve dünyadaki insan eliyle yapılmış olan en eski heykel gruplarına sahiptir. Araştırmalar sürdüğü sürece modern aletler sayesinde Mu zamanında Pasifik’teki hayata dair kanıtlar çoğalmaya devam edecektir.

30/11/2007 | Kategori: Tarih | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

TÜRKİYEDEKİ ANTTİK KENTLER VE YAPILAR IV

TÜRKİYEDEKİ ANTTİK KENTLER VE YAPILAR

 

 

Syedra




Antalya il sınırları Alanya ilçesi yakınlarındaki antik kent.

Syedra, Alanya'nın 20 kilometre doğusundadır. Alanya Arkeoloji Müzesi'nin yaptığı kazı çalışmaları sonunda kent tarihinin M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzandığı sanılmaktadır. Varlığını 13. yüzyıla kadar sürdüren kente, halen ayakta olan anıtsal kapıdan girilmektedir. Kentin çevresi surlarla çevrilidir. Doğal su kaynaklarından beslenen ve içi sıvalı su sarnıçları antik çağdan günümüze kalan yapılar arasındadır. Kent içindeki bir mağarada kayaya oyulmuş, nişin çevresi freskolarla süslü bölümün dinsel amaçla kullanıldığı saptanmıştır. Mağara, vaftiz mağarası adıyla anılmaktadır. Kentin doğusunda görkemli bir hamam kalıntısı vardır. Hamamın zemininde yer yer mozaik süslemeler görülmektedir.

Geniş bir alana yayılan kentin güneydoğusunda 10 metre genişliğinde 250 metre uzunluğunda sütunlu cadde uzanmaktadır. Caddenin kuzeyinin gölge sağlamak için sütunların taşıdığı ahşap bir çatı ile kaplı olduğu, güneyinin ise taş döşemeli açık yol şeklinde düzenlendiği anlaşılmıştır. Sportif oyun ve yarışmalarla ilgili bilgiler içeren çok sayıda yazıt kalıntısından kentin antik çağın bölgedeki önemli spor merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir. Kentin öteki mekanları arasında tapınak, tiyatro, akropol, nekropol, agora ve konut kalıntıları sayılabilir. Roma İmparatoru Septimus Severus'un İsa'dan sonra 194 yılında kente gönderdiği teşekkür mektubundan hazırlanan yazıt Alanya Müzesi'nde sergilenmektedir. İmparator, kente saldıran haydutlar ve dinsizlere karşı direnen Syedra halkını kutlamaktadır.

Ören yerine giriş ücretsizdir. Karayolunun bittiği yerden sonra 1 kilometre kadar yürümek gerekir. Makiliklerle kaplı arazide tepeye doğru çıkıldıkça Akdeniz ve Alanya Kalesi tüm güzelliği ile kendini gösterir.

 

                                    ANTİPHELLOS

 




 


Antiphellos

Antiphellos, Antalya'nın Kaş ilçesinde antik kent ve Kaş'ın Likya dönemindeki isimlerinden biri.

Kaş'ta buluşmuş olan iki dilli bir yazıttan, Kaş'ın altındaki kentin Antiphellos olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Ancak Kaş'ın daha eski ismi Habesos'dur.

M.Ö. IV. yüzyılda Antiphellos çok küçük bir yerleşim yeri olup biraz yukarısında bulunan Phellos'un limanı idi. Ancak Hellenistik döneme girilirken Phellos gerilemiş, Antipellos ise gelişerek daha ön plana çıkmıştır. Bu durum Roma döneminde de devam etmiş, şehir bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek Phellos'un limanı durumundan çıkmış ve kendine yeten zengin bir şehir durumuna gelmiştir.

Dansözler Mezarı (M.Ö. IV Yüzyıl) Şehirde akropöl olarak nitelenen yükseltinin Meis Adası'na bakan yüzünde muntazam sur kalıntıları görülür. Ancak bu sur kalıntılarının kuzey ve batı yönlerinden günümüze bir şey gelememiştir. Deniz kenarındaki sur kalıntıları da bugün görülebilir. Şehrin batı kısmında kalan Çukurbağ Yarımadası'na giden yolun sağında Antiphellos'un denize bakan tiyatrosu oldukça sağlamdır.

Kaş'ın en önemli anıtı Uzun Çarşı Caddesi üzerinde, halıcı dükkânlarının arasında karşımıza çıkan ve tek bloktan oluşan bir lahiddir. Günümüze sağlam bir şekilde gelebilen lahdin üzerindeki sekiz satırlık Lykia dilindeki yazı okunamadığı için lahdin kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle de halk ona Kral Lahdi adını yakıştırmıştır.

 

                                APOLLONİA

 
 


Apollonia


Apollonia, Antalya ili Kaş ilçesi yakınlarında bulunan antik kent.

Apollonia (Kılınçlar), Kaş’a 22 km. mesafede, Kekova yolu üzerinde Kılınçlı köyünde Lykia Birliği’ne bağlı olarak kurulmuş bir kenttir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre M.Ö. 4. yüzyılda kurulmuştur.

Şehir "L" harfine benzeyen bir kayalığın üzerindedir ve kenti çevreleyen surların bir kısmı ayakta kalmıştır. İç kulenin batısında iyi durumda bir Bizans dönemi yapısı ile aynı döneme ait kilise bulunmaktadır. Kilisenin batısında tahrip olmuş tiyatro görülür. Hamam ve en ilginç yapılardan olan Heroon 6 prizmal gövdeli mezar anıtı diğer kalıntılardır

30/11/2007 | Kategori: Tarih | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

TÜRKİYEDEKİ ANTİKKENTLER VE YAPILAR III

TÜRKİYEDEKİ ANTİKKENTLER VE YAPILAR

 

Arykanda



Antalya il sınırlarıFinikeilçesi yakınlarındaki antik kent.

Elmalı - Finike karayolunun tam yarısında bulunan Arif köyünün Aykırıçay mahallesine yakın bir ören yeridir. İlk yerleşme zamanına ait arkeolojik ve yazılı kaynaklara dayanan bilgi bulunamayan Arykanda'nın filolojik yönden yerli bir isim oluşu ile eski bir yerleşme yeri olduğu bilinmektedir. 'Anda' ekinden yola çıkarak, bu kentin İ.Ö.2.000 yılından itibaren var olduğu söylenebilir. Zamanın yerlileri Arykanda'ya 'Arykawanda' olarak adlandırdıkları bilinmektedir. Arykanda antik kentin kazılarında Prof.Dr. Cevdet Bayburtluoğlu'nun çok emeği geçmiştir. Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cevdet Bayburtluğlu ile özdeşen kent, onun arkeolojik çalışmaları sayesinde, bugün tarihi Likya (Işık diyarı) bölgesinin en güzel kentlerinin ziyaret etmemizi sağlar.

Arykanda'nın en üst teraslarından birinde tek taraflı oturma yerine sahip, koşu pisti belirli bir kısımdan sonra trapez şeklini alan bir stadion bulunmaktadır. Ortasına yakın yerdeki merdivenle aşağıdaki teraslara bağlanan stadionun bir altındaki terasta ufak, fakat çok iyi korunmuş tiyatro yer almaktadır. Tiyatronun alt terasında odeon ve buna ulaşan merdivenli yol vardır. Odeonun önündeki portiko, köşeli bir U harfi yaparak agorayı çevreler. Arykanda'da resmi ve özel yapıların kapladığı alanın birkaç katını nekropol kaplar.

Nekropoldeki tonoz örtülü mezar odalarının dışında lahitlere de rastlanır. Birbirlerine teras görevi gören mezar binalarının en alt terasında ikinci katına kadar ayakta kalmış büyük bir hamam yer almaktadır.

Şehrin en ilginç kalıntılarından bir diğeri de Aykırıçay kaynağının bulunduğu yerde, kayalığın yüzündeki su yollarıdır.

 

Aspendos



Aspendos, Antalya ili Serik ilçesinde bulunan Belkıs kasabasında yer alan anfi tiyatrosuyla meşhur bir antik kenttir.

Aspendos, Serik ilçesinin 8 kilometre doğusunda, Köprüçayı'nın dağlık bölgesinden düzlüğe ulaştığı yerde M.Ö. 10. yüzyılda Akalar tarafından kurulmuş ve antik devrin mamur zengin kentlerinden biridir. Buradaki Tiyatro M.S. 2. yüzyılda Romalı'lar tarafından inşaa edilmiştir. Kent biri büyük, biri küçük iki tepe üzerine kurulmuştur.

Coğrafyacı Strabon ve Pamponrus Mela, Kentin Agruslularca kurulduğunu yazarlar. Bölgeye M.Ö. 1200'den sonra Yunan göçleri olmuştur oysa Aspendos adının kaynağı Gremlerden önceki yerli Anadolu dilidir. Önemli bir ticaret yolu üzerinde olduğu ve Köprüçay Irmağı ile limana bağlandığı için Aspendos, her çağda ele geçirilmek istenen kentler arasında yer almıştır.

Aspendos'un en önemli yapısı tiyatrosudur. Antik tiyatrolar arasında en iyi şekilde korunanarak gelmiş bir açık hava tiyatrosudur. Bu tiyatro Anadolu'daki Roma Tiyatrolarının günümüze sahnesi ile ulaşabilen en eski ve sağlam bir örneğidir. Mimarı Aspendos'lu Theodorus'un oğlu Zenon'dur. Antonius Piu zamanında (138-164) yapılmıştır. Tiyatro, kentin yerli tanrıları ile imparator ailesine sunulmuştur.

Aspendos her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir ve birkaç sene öncesine kadar konserler ve aktiviteler için kullanılmaktaydı.

Bir de Aspendos Antik Tiyatrosunun küçük bir hikayesi var. Aspendos kraşının o zamanlar çok güzel bir kızı vardır ve herkes onla evlenmek ister.Fakat kral kimde karar kılacağını bilemediği için halka şöyle duyurur:kim halkımız,şehrimiz adına en yararlı ve güzel şeyi yaparsa kızımı ona vereceğimBu durum üzerine de iki büyük eser çıkar bu iki eseri de iki ikiz kardeş ortaya koyar . Bu eserlerin birisi şehre kilometrelerce uzaktan ,müthiş bir geometrik hesaplamanın sonucu olarak ortaya çıkarılıp inşa edilmiş kasabaya su getiren su kemerleri; diğeri ise orkestrasında yere metal para atıldığında en üst tarafından dahi o sesin duyulduğu dünyanın o zamanki ve günümüzün akustik olarak en iyi olan tiyatrosudur.mimarı da Zenon'dur. kral su kemerlerini gördükten sonra kızını su kemerlerini yapan mımara vermek ister fakat daha sonra da tiyatroya girdiğinde tiyatronun yukarı tarafında gezerken bir ses duyar.ses kıralın kızını ben almalıyım onu bana vermeli der.bu akustiğe hayran kalan kral kızını mimar Zenon a vermekte karar kılar.

30/11/2007 | Kategori: Tarih | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

TÜRKİYEDEKİ ANTİK KENTLER VE YAPILAR II

TÜRKİYEDEKİ ANTİK KENTLER VE YAPILAR

 

Bybassios



Bybassios, Marmaris yakınlarındaki bir antik kenttir.

Erine yolu üzerinde, Bozburun yönüne devam edildiğinde Bybassios antik kentinin kalıntıları ile karşılaşılır. Bugünkü Orhaniye Köyü, kalıntıların bulunduğu tepenin yamacına kurulmuştur. Kentin sur kalıntıları orman içinde dağınık bir arazide yer almaktadır.

 

Byzantion

Byzantion, (Yunanca: Βυζάντιον, Latince: Byzantium, modern Byzanz, Rusça: Царьград), İstanbul şehrinin kent olarak ilk atası ve Konstantinopolis'ten önceki adıdır. Antik Yunanistan'da bugünkü Topkapı Sarayı'nın bulunduğu bölgede, Boğaz'ın güneybatı girişinde, Haliç ve Marmara Denizi'nin arasında tarihi yarımadanın doğu ucunda kurulmuş bir şehirdir. Efsaneye göre Megara, Argos, Korinth'den gelen kolonici Dor Yunanlılar tarafından M.Ö. 667'de kurulmuş ve adını kral Byzas veya Byzantas (Yunanaca: Βύζας or Βύζαντας)'tan almıştır.

Şehir stratejik konumundan ötürü daha sonraki dönemlerde önce Roma İmparatorluğu'nun, daha sonra Bizans İmparatorluğu ve Latin İmparatorluğu'nun, son olarak da Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur. Romalılar ve Bizanslılarca başkentleri Konstantinopolis, Osmanlılarca başkentleri Stambul, İslambol, Konstantiniyye, Dersaadet v.b. anılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nce şehir 1930 yılından beri resmi olarak İstanbul diye adlandırılmaktadır.
Byzantion, bugünkü İstanbul şehrinin kent olarak ilk atası sayılır.

Byzantium, orjinal adı "Byzantion" olan antik şehrin adının 1. yüzyılda Romalılar tarafından latinceleştirilmiş halidir.

Augusta Antonina, İstanbul'un 3. yüzyılda Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından konulmuş kısa süreli adıdır.

Nova Roma, İstanbul'un 330'da imparator I. Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan edildiğinde konulmuş kısa süreli adıdır. Nova Roma imparatorun ölümünden sonra Konstantinopolis'e dönüşmüş, böylelikle de Byzantion adının kullanımı kaybolmuştur.

Byzantion'un Trakçadan gelme adı, daha sonra Yunanlılarca efsaneleştirilerek Megaralı kahraman Byzas'a atfedilmiştir. Böylece Byzantion'un kökleri efsanelerle özleşmiştir. Geleneksel bir efsane, Megara (Atina'nın yanıda bir antik Yunan şehridir.)'lı Byzas'ın Byzantion'un bulunduğu yeri Ege Denizi'nde kuzeydoğu yönünde yelken açarken bulduğunu söyler. Byzas Delphi'de bir müneccime danışarak, yeni şehrini nereye kurması gerektiğini sormuştur. Müneccim ona "körlerin karşısına" cevabını vermiştir. O zaman Byzas bunun ne anlama geldiğini anlayamamıştır. Ancak gemileriyle Boğaz'a gelince müneccimin dediklerinin ne anlama geldiğini kavrayabilmiştir. Boğaz'ın Asya kıyısında Kalkedon adında bir Yunan şehri vardır. Byzas Kalkedon şehrindekilerin bahsedilen "körler" olduğunu düşünmüştür; çünkü kendilerinden yarım mil uzaklıktaki muhteşem konumdaki seçkin toprakları fark edememişlerdir. Byzas şehrini bu seçkin olarak adlandırdığı topraklara kurar, ve ondan sonra şehrin adı şerefine "Byzantion" olarak adlandırılır.

İstanbul'un belirli yerlerinde; Kadıköy'de Neolitik çağa ait , Sultanahmet'te de Bronz çağa ait bulunan kalıntılar Boğaz Kıyıları'nın çok eski zamanlardan beri insanlar tarafından yerleşildiğinin kanıtlarını oluşturmaktadır. Ayrıca son dönemlerde yapılan araştırmalar sonucunda Küçükçekmece bölgesinde Yarımburgaz Mağarasında yapılan kazılarda Neolitik ve Kalkolitik çağlardan M.Ö. 300.000 tarihlerine kadar uzanan insan yerleşimlerine rastlanmıştır.

Daha Antik Yunanlılarda Boğaz'ın önemli bir rolü vardı. Boğaz'dan geçen antik Yunan gemileri Karadeniz'deki Yunan kolonilerinden aldıkları tahılları Atina'ya ve diğer antik Yunan kentleri (polis)'ne taşımışlardır. Avrupa ve Asya arasındaki kara bağlantısının ve Ege Denizi ile Karadeniz arasındaki deniz yolunun kilit yeri konumundaki bu önemli stratejik noktanın garanti altına alınması için, Megaralılar tarafından M.Ö. 685'de Boğaz'ın Asya tarafına bugünkü Kadıköy'ün bulunduğu yere Kalkedon adlı ilk Yunan kolonisi kurulmuştur.

Avrupa yakasında önceden Trakyalılar tarafından yerleşilmiş bölgede, Kalkedon'un kuruluşundan 17 yıl sonra ikinci bir şehir kurulmuştur. Megaralıların Argon ve Korinth şehirlerinden gelen kolonistlerle birlikte kurduğu bu yeni şehir Trakça adıyla Byzantiondur.
Byzantion stratejik öneminden ötürü M.Ö. 667'deki kuruluşundan hemen sonra , bir ticaret şehri olur ve kısa zamanda çok gelişir. Bu stratejik konumdan ötürü Byzantion gibi Kalkedon da daha sonraki yüzyıllarda Yunan-Küçükasya (Anadolu)'daki neredeyse bütün savaşlarda katılım göstermek zorunda kalmıştır. İyon Ayaklanması esnasında iki şehir de Pers kuşatmasına uğrasa da sonuç elde edilememiştir; çünkü kuşatmadaki Pers ordusunun bir kısmı Karadeniz'deki Yunan kolonilerindendir. Daha sonraki Pers-Yunan Savaşları'nda başarısız olan Persler şehrin oligarşik bir yönetim kazanmasına engel olamamışlardır. M.Ö. 478'de Byzantion Spartalı Pausanlılar tarafından ele geçirilmiştir. Bunlar ancak iki yıl yönetimde kalabilmiş, sonra şehrin halkı tarafından kovulmuşlardır. Böylece M.Ö. 476'dan itibaren Byzantion demokrasiyi yönetim biçimi olarak belirlemiştir.

M.Ö. 387'den itibaren Kalkedon Pers İmparatorluğu'nun yönetimi altına girmiş, M.Ö. 357'de Byzantion tarafından Perslerden kurtarılmıştır. M.Ö. 339'da Byzantion Makedon kral II. Philipp tarafından işgal edilmiştir.

Kalkedon M.Ö. 315'ten itibaren Zipotlar tarafınden kuşatılmış, I. Antigonos tarafından kuşatma kaldırılmıştır. M.Ö. 311'de tekrar kuşatılmış ve ele geçirilmiştir. Arkasından Byzantion Kalkedon'u işgalden kurtarmıştır. M.Ö. 281'de iki şehir ittifak kurmuştur. M.Ö. 220'de Byzantion Rodos'a karşı savaşa girer. Savaşta iki şehir de Makedonyalı V. Philipp, III. Antiochos ve Perseus'a karşı Roma İmparatorluğu'nun tarafında yer alırlar. M.Ö. 202'de Kalkedon V. Philipp tarafından işgal edilir.


M.Ö. 196'da Byzantion Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından Roma İmparatorluğu'na Roma Bağımsızlık Bildirgesi'yle dahil edilir. Roma İmparatoru Vespasian tarafından Byzantion 1. yüzyılda latinleştirilir, yani Byzantium olarak Roma İmparatorluğu'na tam bir birleşimi sağlanır. Byzantion'un M.Ö. 4. yüzyıldan beri deniz ticaretini kontrol sayesinde yaşadığı ekonomik gelişme ve büyüme, Romalıların hakimiyetiyle zorunluluk haline gelen vergilerle yavaşlar. Bunun üzerine şehir 2. yüzyılın sonlarına dogru Pers İmparatoru Pescennius Niger'e destek vermeye başlar.

Bu gelişme, Roma İmparatoru Septimius Severus'u çok sinirlendirir. Byzantion'u cezalandırmak için 196 yılında şehre zarar verilmesine izin verir. Bunun sonucunda şehir büyük zarar görür. Daha sonra kent İmparator Septimus Severus'un oğlu Caracallas'ın aracılığıyla yeniden inşa edilir, ve kısa sürede eski değerini kazanır. Bu nedenle Septimius Severus oğlu Antonius (daha sonra imparator Caracalla)'un adına şehri 'Augusta Antonina' olarak yeniden isimlendirir.

Augusta Antonina, İstanbul'un Roma İmparatorluğu döneminde 3. yüzyıldaki kısa süreli adıdır. İmparator Septimius Severus (193-211)tarafından, oğlu Antonius'un şerefine verilmiştir.

258 yılında Byzantion ve Kalchedon Gotlar tarafından yağmalanır ve zarar görür.

Byzantion'un konumu Roma İmparatoru I. Konstantin'in de oldukça ilgisini çeker. I. Konstantin kenti 330'da Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan eder ve adını Nova Roma olarak değiştirir; fakat bu ad pek tutulmaz ve imparatorun ölümünden sonra şehir Konstantin'in şehri anlamına gelen Konstantinopolis adını alır.

Arinna

Hititlerde bir kent.

Hitit güneş tanrıçasının en önemli kült merkezi Arinna kentiydi. Söz konusu güneş tanrıçasının adı tam olarak bilinmediği için, genellikle "Arinna'nın güneş tanrıçası" olarak anılırdı.

Arinna'nın tam olarak nerede olduğuna dair çeşitli varsayımlar vardır ancak Arinna'nın bugünkü Alacahöyük olduğu düşünülmektedir.

III. Hattusili, Urhi - Teşup'u tahttan indirip kendisini kral ilan ettikten sonra, eşi tavananna Puduhepa ile koruyucu tanrıçalarına şükranlarını ifade eden dualar yazdırmışlardır: "Ey, Arinna'nın Güneş Tanrıçası, Hanımım, bütün ülkelerin kraliçesi, Yer ve Gök Tanrıçası."

Hititlerin tanrılar aleminde; kadın elemanı simgeleyen tanrıçalarına özel bir yer verildiği, Arinna'nın Güneş Tanrıçasının ise devletin ve orduların koruyucusu olduğu, aynı zamanda Ana Tanrıça özelliğini de taşıdığı izlenmektedir.

30/11/2007 | Kategori: Tarih | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |


Get your own Chat Box! Go Large!