Piramitler:
1-Büyük Piramitin açilari,Nil'in delta yöresini iki esit parçaya bölerler.
2-Gize'deki
üç piramit aralarinda bir Pisagor üçgeni olacak sekilde
düzenlenmislerdir.Bu üçgenin kenarlarinin birbirlerine göre orani
3:4:5'dir.
3-Her
biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir.Ve bu taşları temin
edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce km uzaktadır. Bu taşların nasıl
getirildiği bilinmemektedir.
4-Piramit
kimin adına yapıldıysa, onun mumyasının bulunduğu odaya, yılda iki kez
güneş girmektedir. Doğduğu gün ve tahta geçtiği gün.
5-Büyük Piramitin taban yüzeyi, anıtın yarısının iki katına bölündügünde pi=3,14 sayisi elde edilir.
6-Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan; mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.
7-Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü,piramit yüksekliginin karesine esittir.
8-Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek insa edilmistir.
9-Piramitlerin içinde, ultrasound radar, sonar gibi cihazlar çalışmaktadır.
10-Kirletilmiş su birkaç gün piramitin içinde bekletilirse,kirden arınmış olur.
11-Süt, birkaç gün süreyle bozulmadan kalır ve sonunda yoğurt olur.
12-Bitkiler, piramitin içinde daha çabuk büyürler.
13-Piramit içine bırakılan su, 5 hafta süre ile bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.
14-Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar piramitlerin içinde daha çabuk iyileşme gösterir.
15-Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku neşretmeden piramit içinde mumyalaşır.
16-Büyük Piramit, dünyanin kara kitlesinin merkezinde yer aliyor.
17-Piramit dev bir güneş saatidir.Ekim ortasiyla Mart başı arasında düsürdügü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunlugunu gösterir.
18-Piramiti
çeviren tas levhalarin uzunlugu bir günün gölge uzunluguna esittir.Bu
gölgelerin taş levhalar üstünde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde
yilin uzunlugu yanlışsız olarak saptanabiliyordu.
19-Büyük
Piramit'le dünyanin merkezi arasindaki uzaklik,Kuzey kutbuyla
arasindaki uzakliga esittir ve kuzey kutbuyla dünyanin merkezi
arasindaki uzakliga esittir.
20-Piramitin
yüksekligiyle,çevresi arasindaki oran,bir dairenin yari çapiyla çevresi
arasindaki oranin dengidir.Dört kenarlar dünyanin en büyük ve çarpici
üçgenleridir.
21-Gizde'den
geçen boylam,dünyanin denizleriyle anakaralarini iki esit parçaya
böler.Bu boylam ayrica,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü
boylam olup,bütün yer kürenin uzunluguna ölçümünde dogal sifir
noktasini olusturur.
22-Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunlugunu temsil eder.Ve iki uzunluk ayni mikyasa uygunluk gösterir.
23-Piramitlerin
bazı odalarının içinde ne olduğuna hakkında bir bilgi
yoktur.Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu yada aynı yerde birkaç
tur attılar fakat içlerini göremediler.
24-Piramitlerin içi yazın soğuk,kışın sıcak olur.
25-Kahire'de
bulunan Keops Piramidi, her biri 12 ton ağırlığında olan iki buçuk
milyon adet taş bloktan oluşmuştur.Bugün, günde on blok yerleştirilmesi
halinde,yapımının 664 yıl sürer.
26-Büyük piramidin üstünden geçen meridyen, karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya bölmektedir.
yaanii :::::

Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en
büyükleridir. Binlerce yıl önce yapılan piramitlerde bugün bile hala
binlerce sır yatmaktadır. İşte piramitlerle ilgili birbirinden ilginç
bilgiler
Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır’daki
Keops Piramidi dir. Mısır’ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin
batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır.
Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos
piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun
en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha
vardır.
Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm
süren Mısır’ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops’un mezarıdır.
İkinci büyük piramit, Keops’un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun
olan Kefren’e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500′lü yıllarda hüküm
süren Mikerinos’a aittir.
Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en
büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü
ile de “Dünyanın Birinci Harikası” olma niteliğine hak kazanmıştır.
Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz
nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de
içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için
yapılmışlardır.
Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar
aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok
taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan
dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç
ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar
yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel
eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte
ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir.
Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.
Kefren Piramidinin taban kenarlarının uzunluğu 216m, yüksekliği 143m’dir.
Mikorinos adına yapılan 66m uzunluğundaki piramidin taban kenarlarının uzunluğu 109m’dir
Tarihçi Herodot’a göre, ağır granit blokları, piramidin üst
bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir
rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür.
Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30
yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops’un ve eşinin mumyalanmış
cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.
Bu üç piramit tam bir teknik ustalık ve mühendislik yeteneği
başyapıtıdır. Yerleştirilişi, yapının dev boyutları, kullanılan
kireçtaşından yapılan blokların boyut ve ağırlıkları şaşırtıcıdır. Bu
piramitler Dünyanın Yedi Harikası içinde günümüzde sağlam kalan tek
yapıdır.
Gize piramitleri tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık
döneminde yapıldığı zannedilmekte. Bunlar; Keops, Kefren ve Mikerinos
piramitleridir ve isimlerini aldıkları firavunlar tarafından
yaptırılmıştır.
Gize piramitleri dünyanın en büyük piramitlerdir. Bunlarla birlikte
ve Mısır’da yüzlerce irili ufaklı piramit mevcuttur. Gize piramitlerini
diğerlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve
nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamış olmasıdır.
Keops’un oğlu Kefren için yapılmış piramit 136 metre yüksekliğe sahip.
Kefren piramidinin dış yüzeyinde yer alan kaplamalar bugün sadece tepesinde görülebilmekte.
Piramitler ile ilgili çeşitli matematiksel bulgular arasında ilginç
olanları şunlar: Keops piramidinin yüksekliginin 1 milyarla çarpımı
yaklasık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyor.
(149.504.000km)
Piramitlerin üzerinden geçen meridyen karaları ve denizleri tam iki
eşit parçaya bölüyor. Keops Piramidinin Taban cevresinin, yüksekliğinin
2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını veriyor.
62 metre yüksekliği ile Gize Piramitleri içerisinde en küçüğü olan Mikerinos Piramidi Kefrenin oğlu için yaptırılmış.
Piramitler hala yapımları esnasındaki gizi korumaktalar. İşçilerin
olağanüstü bir çabayla günde 10 metreküp taşı üst üste koyduklarını
kabul edersek keops piramidinde yer alan yaklaşık 2.5 milyon metreküp
taş, 250.000 gün, yani yaklaşık 664 yılda yerleştirilebiliyor. Oysa
piramitler 20 ila 30 yıl arasında bir sürede tamamlanmıştır.
70 metre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğinde olan Sfenks 14.yy da
Memluk’lar tarafindan top bataryalarına talim hedefi olarak kullanılmış
ve ciddi biçimde zarar görmüş.
M.Ö. 2520 yılında Keops’un oglu Kefren’in mezar kompleksi için
yontulmuş. Sfenks Mısır dilinde ‘SEZP-ANHE’ Yaşayan görüntü) anlamında.
Tarih boyunca Sfenks Nil nehrine bakiyor ve nehir yoluyla gelenleri
karşılıyordu.
MISIR PİRAMİTLERİNİN SIRLARI
* Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin
edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu
taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar
bulunmaktadır.
* Piramit, kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler)
* Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.
* Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.
* Kirletilmiş suyu, birkaç gün Piramit’in içine bıirakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.
* Piramit’in içerisinde süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.
* Bitkiler Piramit’in içinde daha hızlı büyürler.
* Piramit’in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.
* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden Piramit içinde mumyalaşır.
* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir Piramit’in içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.
* Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi
yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde kayboldular ya da aynı yerde
birkaç tur attılar, fakat içlerini göremediler.
* Piramitlerin içi yazın soğuk kışın sıcak olur
* Büyük Piramitin açilari,Nil’in delta yöresini iki esit parçaya bölerler.
* Gize’deki üç piramit aralarinda bir Pitagor üçgeni olacak sekilde
düzenlenmislerdir.Bu üçgenin kenarlarinin birbirlerine göre orani
3:4:5′dir.
* Büyük Piramitin tabininin yüzeyi,anitin yarisinin iki katina bölündügünde pi=3,14 sayisi elde edilir.
* Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü,piramit yüksekliginin karesine esittir.
* Büyük Piramit,dünyanin kara kitlesinin merkezinde yer aliyor.
* Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek insa edilmistir.
* Piramit dev bir günes saatidir.Ekim ortasiyla Mart basi arasinda
düsürdügü gölgeler mevsimleri ve yilin uzunlugunu gösterirler.Piramiti
çeviren tas levhalarin uzunlugu bir günün gölge uzunluguna esittir.Bu
gölgelerin tas levhalar üstinde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde
yilin uzunlugu yanlissiz olarak saptanabiliyordu.
* Büyük Piramit’le dünyanin merkezi arasindaki uzaklik,Kuzey
kutbuyla arasindaki uzakliga esittir ve kuzey kutbuyla dünyanin merkezi
arasindaki uzakliga esittir.
* Piramitin yüksekligiyle,çevresi arasindaki oran,bir dairenin yari
çapiyla çevresi arasindaki oranin dengidir.Dört kenarlar dünyanin en
büyük ve çarpici üçgenleridir.
* Gizde’den geçen boylam,dünyanin denizleriyle anakaralarini iki
esit parçaya böler.Bu boylam ayrica,kara üstünden geçen en uzun
kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluguna ölçümünde
dogal sifir noktasini olusturur.
* Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunlugunu temsil eder.Ve iki uzunluk ayni mikyasa uygunluk gösterir.
2/12/2007 | Kategori:
Mitoloji
|
Yorum (0) |
| Kalıcı Bağlantı
NORİCUM
Noricum
bugünkü Avusturya ve Slovenya toprakları üzerinde kurulmuş bir Kelt
krallığı (on iki kabileden oluşan bir federasyon) idi. Geçmişte Roma
İmparatorluğu'nun bir eyaletiydi. Kuzeyde Tuna nehri, batıda Raetia,
doğuda Panonya ve güneyde de İtalya ve Dalmaçya ile çevriliydi. Kabaca
bugünkü Steiermark, Karintiya ve Viyana'nın batısında kalan Avusturya,
Bavyera ve Salzburg'un bir bölümüne tekabül eder.
Başlangıçta
nüfusun Panonyalılardan (İlliryalılarla akrabalığı olan bir halk)
oluştuğu anlaşılmaktadır. Galyalıların göçlerinin ardından çeşitli Kelt
kabilelerine tâbi olmuşlardı. Bu kabilelerin içinde önde gelen
Tauriski'ydi. Başkentleri Noreia'dan ötürü Romalılar tarafından Norici
olarak adlandırılmışlardı.
Ülke dağlık ve toprak da güneydoğu
kısımları dışında çoraktır. Ancak demir bakımından zengindir. Bu yüzden
Panonya, Moesia ve kuzey İtalya'da silah yapımına malzeme sağlamıştır.
Meşhur Noric çeliği Roma silahlarının yapımında bolca kullanılmıştır.
Halkı
cesur ve savaşçıydı. Tarımdan ziyade hayvancılıkla ilgilenirlerdi. Öte
yandan Romalıların bataklıkları kurutarak ve ağaçları keserek toprağın
verimliliğini artırmış olmaları muhtemeldir. ltın ve tuz da bol
miktarda bulunuyordu.
Noricum kuzeylilerin veya Keltlerin
güneydeki ileri karakolu ve İtalya'ya saldırılarını düzenledikleri
noktaydı. Yukarı Avusturya'da Noreia'ya 40 kilometre uzaklıktaki
Hallstatt mezarlığındaki arkeolojik araştırmalar yazılı tarihten
asırlar önce burada güçlü bir medeniyetin olduğunu göstermektedir.
Mezarlıkta Bronz Çağı'ndan Demir Çağı'na uzanan dönemden kalma silahlar
ve süs eşyaları bulunmaktadır.
Kullanılan lisan Kıta Avrupası Kelt diliydi.
Noricum
Roma İmparatorluğu'na MÖ 16 yılında katılmıştı. Uzun bir süre
Noricanlılar kendi prensleri tarafından bağımsızca yönetilmişler ve
Romalılarla ticaret yapmışlardı. MÖ 48'de iç savaş sırasında Pompey'e
karşı Jül Sezar'ın tarafını tutmuşlardı. MÖ 16'da Panonyalılarla
birlikte Istria'yı işgale girişmişler ancak İllirya valisi Publius
Silius tarafından yenilgiye uğratılmışlardı. Bunun sonrasında Noricum
eyalet olarak kabul edilmeye başlandı (her ne kadar bir eyalet gibi
örgütlenmediyse de). Regnum Noricum adıyla ve bir imparatorluk
vekilinin kontrolünde krallık olarak varlığını sürdürdü. Antoninus Pius
döneminde II. Lejyon Pia Noricum'a konuşlandırıldı ve lejyonun komutanı
da eyaletin valisi oldu. 40 yılı civarında Noricum Krallığı Caligula
tarafından tamamen Roma İmparatorluğu'na dahil edildi.
Diokletian
döneminde Noricum Noricum ripense ("Nehir tarafındaki Noricum" Tuna'nın
güneyindeki kuzey bölümü) ve Noricum mediterraneum ("Deniz tarafı
Noricum" güneydeki daha dağlık bölge) olmak üzere ikiye ayrıldı.
Aralarındaki sınır doğu Alplerinin ortasından geçiyordu. Her biri
İtalya'daki İllirya bölgesine bağlı bir vali tarafından yönetiliyordu.
ARAP MİTOLOJİSİ
Arap
mitolojisi, Arapların antik inançlarının bütünüdür. İslam öncesi ve
İslam'ın ilk ortaya çıktığı dönemlerde, Arap yarımadasındaki Araplar
aynı politeistik unsurlara sahip farklı birer mitolojik inanç yapısına
sahiptiler. Özellikle Mekke ve Mekke'deki Kabe, Arap mitolojisi için
merkez nokta sayılabilirdi; bugün İslam'ın ve böylece de "tek tanrı"nın
sembolü haline gelmiş olan Kabe, o dönemlerdeki politeistik inançta
önemli bir yer teşkil etmekteydi. İçinde barındırdığı putlar, ki bu
İslam tarihince de doğrulanmaktadır, ve sarmalandığı cin, yarı tanrı
sembolleri bunun en büyük kanıtıdır.
Arap mitolojisinde bugüne
kadar ulaşmış bazı tanrı ve tanrıça isimleri vardır. Çeşitli
kaynaklardan bunların doğası ve rolleri hakkında bilgi
edinilebilmektedir. Bunların en tanınan ve Kur'an'da da ismi geçen üç
tanesi, zaman zaman Tanrı'nın kızları olarak da anılmış olan el-Lât,
el-Uzzâ ve el-Menât'dır. İslami kaynaklar Arap mitolojisinin temelini
monoteist bir yapıdan aldığını öne sürer ve bu tanrıçalar gibi o
dönemlerde tapılan çeşitli tanrı ve tanrıçaların isimlerinin kökeninin
Allah sözcüğü olduğunu öne sürmektedirler. Her ne kadar Arap
mitolojisinin monoteistik bir yapıdan türediğine dair kesin bilimsel
kanıtlar olmasa da, Allah sözcüğünün o dönemde kullanıldığı
bilinmektedir ve etimolojik açıdan bu isimlerin Allah isminden türemiş
olması olasıdır.
Arap mitolojisine dair bilinen gerçeklerden
biri de özellikle Mezopotamya mitolojisinden fazlasıyla etkilendiğidir.
Zaten coğrafi konumları gereği herhangi bir etkileşimin olmayışı
düşünülemez. Sadece Mezopotamya mitolojisi değil, dönemde çevre
bölgelerde yaşayan toplulukların mitolojileri ve inançları da Arap
mitolojisini büyük oranda etkilemiştir.
Sıklıkla ismi ortaya
çıkan ve hakkında en çok bilgi bulunan mitolojik figürlerde bu kültürel
ve bölgesel çeşitlilik ve yaygınlık aşikardır. Ayrıca, el-Lat, el-Uzzâ
ve Menât'a Palmirliler de tapınmaktaydı.
G. Ryckmans'a göre
tanrıça el-Lât, Semûd, Safaî ve Lihyanî kavimlerine ait kitabelerde adı
geçen tanrıça İlât ile aynıdır. el-Lât'ın ismi Palmir ve Nabat
kitabelerinde de geçmektedir. Güney Arabistan'da rastlanan ve el-Lât'a
gönderme yapan kişi isimleri güney Arabistan'da da el-Lât'a tapıldığına
dair kanıt olabilir.
Palmirlilerin de tapındığı bir başka
ortak tanrıça el-Uzzâ idi. Ayrıca Azizo adında tapındıkları bir
tanrıları daha vardı. Bunların dışında Suriyelilerde de Venüs'ü
sembolize eden el-Uzzâ göğün kraliçesi olarak mevcuttu.
Menât da Nabat kitabelerinde geçer ve Semud kavmi tarafından da bilinirdi.
Bunların
dışında adı sıkça geçen bir tanrı da Hubal veya Hubel'dir. İsminin
İbranice Ha ve Ba'l`dan geldiğini düşünülmektedir. Böylece "rab, tanrı"
gibi bir anlama sahip olduğu öne sürülmüştür.
Arap
mitolojisinde büyük bir çeşitlilik mevcuttu ve çoğu tanrının hangi
nesne, kavram veya iş ile bağdaştırıldığı bugün bilinmemektedir.
Arapların yüzden fazla putları olduğu göz önüne alınırsa, büyük
ihtimalle bu putların simgelediği büyük sayıda tanrılar mevcuttu. Fakat
o dönemdeki Arapların ve Arap mitolojisi bağlılarının dini yaşamları
hakkında fazla bilgi olmayışı, tanrılara tam olarak ne tür görev veya
tanımlar atfettiklerini bilmemizi zorlaştırır. Ayrıca, var olan
çeşitlilik nedeniyle birçok farklı kabile daha farklı mitolojik gruplar
ve tapınımlar oluşturmuştur. Örneğin, Kinâne kabilesinin Ay, Teym
kabilesinin ed-deberân ve Kelb kabilesinin Şi'ra yıldızı gibi gök
cisimlerine taptığı bildirilmektedir. Farklı kabilelerin tanrılarının
arasındaki bağlar ve benzerlikler veya farklı kabilelerinin
birbirlerinin tanrılarına olan bakış açıları belirsizdir.
Bunların
dışında tarihçilerin çoğunluğu, Arap mitolojisindeki belirgin üç
tanrıça, el-Lat, el-Uzza ve Menat'ın sırasıyla Güneş, Venüs ve Hüküm
tanrıçaları olduğunu söylemektedir.
Arap mitolojisi kendi içinde
yoğun bir putperestlik geleneği taşımaktaydı. Birçok mitolojide olduğu
gibi, putlar sembolize ettikleri tanrı veya tanrıçalar nedeniyle kutsal
sayılmaktaydılar ve en önemli tapınım aracıydılar. Yukarıda
bahsedildiği gibi Arapların yaklaşık yüz farklı putu olduğu
bildirilmektedir. Mekke'deki Kabe'de, İslam öncesi devirde, farklı
kabilelerinin tanrılarının putlarını da içeren yüzlerce put bulunduğu
rivayet edilmiştir. Böylece bölgeye çeşitli amaçlarla (ticaret vb.)
gelen farklı kabilelere mensup kişiler kendi kabilelerinin inandığı
tanrılara, bu putlar sayesinde tapabilmekteydi.
Arap
mitolojisinde yaygın bir cin inancı vardı. Bazı hayvanların cinlerle
ilgileri olduğunu düşünmekteydiler. Ayrıca gûl diye adlandırdıkları
dişi cinlerin varlığına inanırlardı. Haklarında ve uygulamalarında çok
bir bilgi bulunmasa da topluluklarda büyücü ve kahinlerin var olduğu
bilinmektedir. Bu kişilerin cinlerle ilgileri olduğuna inanıldığı için
genel olarak insanlar bu kişilerden çekinirlerdi. Cinlerin bu kahinlere
gizli şeyleri haber verdiği, kehanetlerde bulunduğu düşünülürdü. Bu
nedenledir ki kahinler topluluk içinde sıklıkla hakem rolü
üstlenirlerdi.
Arap mitolojisinin öğeleri belirgin biçimde
günümüze ulaşamamıştır, yine de daha sonra İslam döneminde bazı
kaynaklarda çok kısa ve yalınca tanımlandıkları olmuştur. Ayrıca İslam
dininin kutsal kitabı Kur'an'da dönemin Araplarının inançlarına dair
bazı tanımlar içermektedir. Örneğin Kur'an'da İslam öncesi Araplarının
cinlere tapındığı (34/41), meleklere tapındığı (43/19) ve dişi
tanrıçalara tapındıkları (4/117) geçmektedir. Arap mitolojisine dair
Kur'an'da geçen en belirgin öğe belki de onların Yaratıcı sıfatı
bulunan belirli bir baş tanrıya tapındıkları fakat bunun dışında, belki
de bu baş tanrı ile kendileri arasında aracı olmaları için, çeşitli
daha küçük tanrılara tapındıklarıdır (29/61,63; 39/3 vd.). Ayrıca
tapındıkları ve putperestlik geleneğini sürdürdükleri bu tanrıların bir
kısmını Allah'ın Kızları yani baş tanrının çocukları olarak
gördüklerine dair ifadeler de vardır. Bu düşünceleri destekleyecek
şekilde dönemden bugüne kadar ulaşan bazı şiir metinlerinde, "Allah"
adıyla andıkları yüce bir Tanrı'ya dair bilgiler bulunmaktadır.[11]
Yine de bunun daha sonraki dönemlerde Müslümanlar tarafından,
politeistik tanrıların isimleri yerine metinlere geçirildiği şeklinde
iddialar da mevcuttur. Genel görüş bu iddaları içinde çeşitli putların
ve politeistik inançta inanılan tanrı isimlerinin yer aldığı şiir
parçalarının da bugüne ulaştığı gerekçesiyle reddeder. Ayrıca
İbnu'l-Kelbî'nin kaleme almış olduğu "Kitabu'l Asnam"da Arapların Allah
adıyla andıkları bir tanrının yanı sıra farklı tanrılara da
tapındıklarına dair bilgiler mevcuttur. Ek olarak bazıları Allah
isminin Mekke'de bulunan putlardan veya politeistik tanrılardan birinin
adı olabileceğini veya yüce bir tanrının isminden çok genel anlamda
tanrı sözcüğü yerine kullanıldığını öne sürmüşlerdir. Sonuç olarak Arap
mitolojisinin tamamen politeistik bir temel üzerine mi kurulduğu yoksa
daha çok henoteistik bir temele mi sahip olduğu bilimsel anlamda
belirsizdir.
1/12/2007 | Kategori:
Mitoloji
|
Yorum (0) |
| Kalıcı Bağlantı
THESEUS
Theseus (Yunanca: Θησεύς) Atina'nın efsanevi kralı. Annesinin Ethra, babasının Egeus veya Poseidon olduğu söylenir.
Theseus,
İyonyanın baş kahramanıydı. Atinalılar onu büyük bir reformcu olarak
kabul ediyorlardı. Attika'nın Atina önderliğinde siyasi bütünleşmesini
sağlayan kişi olduğu kabul ediliyordu.
Efsaneye göre, Atina'nın
kadim krallarından Egeus, çeşitli kadınlarla evlenmesine rağmen çocuk
sahibi olamaz. Sonunda Troezen kralının kızı Ethra ile evlenir. Ethra,
Egeus'tan, bir söylentiye göre ise yüzerken birlikte olduğu
Poseidon'dan hamile kalır. Egeus çocuğun doğmasını beklemeden Atina'ya
döner, ancak gitmeden önce sandaletini ve kılıcını dev bir kayanın
altına bırakır ve Aethra'ya çocuğun büyüdüğünde kayayı kaldırıp
emanetlerini alabileceğini, böylece hanedana mensup olduğunu
ispatlayabileceğini söyler.
Theseus büyüdüğünde gerçekten kayayı
kaldırır ve babasının emanetlerini alır. Annesi genç Theseus'a gerçek
kimliğini açıklar. Bunun üzerine Atina'ya yola çıkan Theseus yolda pek
çok yolkesen haydutu öldürür.
Çeşitli maceralardan sonra
Atina'ya ulaşan Theseus, Egeus'a gerçek kimliğini açıklamaz. Ancak
Egeus'un eşi Medea, Theseus'un veliaht olduğunu anlar ve kendi oğlu
Medus yerine tahta geçmesinden endişe eder. Ölmesini sağlamak için
kendisinden Maraton boğasını öldürmesini ister. Ancak Theseus boğayı
yakalayıp Atina'ya kadar getirmeyi başarır ve kurban eder. Bunun
üzerine Medea, Theseus'u zehirlemeye karar verir. Son anda Egeus kılıcı
ve sandaletleri görerek Theseus'un oğlu olduğunu anlar ve zehiri döker.
Girit
kralı Minos'a yenilen Atinalılıar, barış anlaşması gereğince dokuz
yılda bir, Minotor adlı öküz başlı canavara yedi genç kız ve erkeği
kurban etmek zorundadır. Theseus, canavarla savaşmaya gönüllü olur.
Babasına eğer muzaffer olursa dönüşte beyaz bir yelken açacağını söyler.
Kral
Minos'un kızı Arian, Theseus'a aşık olur ve Minotor'un içinde bulunduğu
labirentten çıkabilmesi için ona bir ip yumağı verir. Theseus,
Minotor'u çıplak elleriyle öldürür, Atinalı gençleri kurtarır ve ip
yumağını kullanarak labirentten çıkmayı başarır. Arian'ı da yanına alıp
Atina'ya yelken açar ancak Nakşa adasında mola verdiklerinde onu adada
"unutur".
Theseus, Atina'ya yaklaştıklarında da beyaz yelkeni
çekmeyi unutur. Kıyıdan koyu renk yelkeni gören baba Egeus, denize
atlayarak intihar eder (Ege Denizi'nin adını bu olaydan aldığı
söylenir).
Babasının trajik ölümünden sonra Theseus, Atina kralı
olur ve Amazonlar'ın kraliçesi Antiope ile evlendir. Bu evlilikten oğlu
Hippolitus dünyaya gelir. Ancak eşi bir savaşta Theseus ile birlikte
savaşırken ölür. Bunun üzerine Theseus, Arian'ın kızkardeşi Faidra ile
evlenir. Faidra, Hippolitus'a zalimce davranacaktır.
Efsaneye göre Theseus, Atina'dan ayrılarak hayatının son yıllarını Skiros adasında huzur içinde geçirir.
HERAKLES
Yunan
mitolojisinde Herakles (Ηρακλής), Roma Mitolojisi'nde Herkül, Zeus ile
Miken kralının kızı Alkmene'nin oğludur. Kadına aşık olan Zeus ona
kocası kılığında yaklaşmıştır. Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu
anlayan Hera onunla sürekli uğraşmış ve ölümüne neden olmuştur.
Herakles doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahiptir.
Hera'nın gönderdiği iki büyük yılanı öldürdüğünde henüz birkaç günlük
bebektir. Herakles üstün bir eğitim görmüştür. En iyi yaptığı işler ok
atmak, araba kullanmak ve güreşmektir. 18 yaşına geldiği zaman
Kitharion ormanlarında yaşayan ünlü canavarı öldürmüştür. Kendisine
ödül olarak Thebai kralının kızı Megara verilmiştir. Bu kızdan üç oğlu
olmuştur. Hera işe karışarak Herakles'i çıldırtmış, Herakles'te
karısını ve çocuklarını öldürmüştür. Suçlarından arınması için Miken
kralının hizmetine girip, onun her istediğini yapması gerekmiştir.
Kralın Herakles'e yaptırdığı 12 işe mitolojide Herakles'in 12 görevi ve
ya işleri denir.
Bu 12 iş şunlardır:
- Nemean Aslanı'nı öldürüp, derisini yüzmek
- Lerna gölündeki Hidra'yı öldürmek
- Artemis'in kutsal hayvanlarından Kyreneia Geyiğini yakalamak
- Erymanthian dağında yaşayan büyük yaban domuzunu ağla tutmak
- Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek (iki büyük ırmağın yataklarını değiştirip ahırlardan geçirerek)
- Stymphalos'da yaşayan ve o bölgedeki insanların rahatını kaçıran kuşları Athena'nın yardımıyla kovmak
- Girit'e gidip Poseidon'un Minos'a verdiği azgın Girit boğası'nı getirmek
- Troya kralı Diomedes'in insan eti yiyen kısraklarını yakalamak,bunun için önce Diomedes'i öldürmüştür.
- Amazonlar
kraliçesi Hippolyta'dan kemerini almak. Kemeri almak için kraliçe ile
anlaşmış, ancak Hera'nın kışkırtmasıyla Amazonlar, Herakles'e
saldırmış, Herakles de kraliçeyi öldürmek zorunda kalmıştır.
- Okeanos'un bir adasında bulunan 3 gövdeli dev Geryoneus'un sığırlarını çalmak,
- Hesperidler'in altın elmalarını getirmek,
- Hades'in ölüler ülkesini koruyan Kerberos adlı köpeği yeryüzüne çıkarmak (Kerberos'u daha sonra geri götürdü).
1/12/2007 | Kategori:
Mitoloji
|
Yorum (0) |
| Kalıcı Bağlantı
AŞİL
Ölümlü
bir baba olan Peleus ile bir tanrıça olan Thetis'in oğlu olan yarı
tanrı Aşil (Akhilleus) Yunan mitolojisinin en önemli kahramanlarından
biridir. Thetis oğlunu ölümsüzlük nehri Styx'de yıkarken elini suya
değdirmemesi öğütlendiği için, onu sol topuğundan tutup suya
batırmıştır. Yalnızca oradan vurulursa öleceğine inanılır. Efsaneye
göre, öleceğini bildiği halde Helen'i geri almak için yapılan Truva
Savaşı'na katılmış ve Truva prensi Paris tarafından sol topuğundan
zehirli okla vurularak ölmüştür. Bu yüzden ayak topuğunda yer alan
tendona aşil tendonu adı verilir.
Başka bir anlatı da şöyledir:
Thetis'ten
doğacak çocuğun tüm tanrılardan daha güçlü olacağı kehaneti üzerine
Thetis Peleus ile yani bir ölümlü ile zorla evlendirilmiştir. Thetis
doğan çocuklarının ölümlü taraflarını yok etmek için kocasından gizlice
onları doğar doğmaz ateşte yakar ama çocukları bu yüzden ölür. Thetis
son oğlu Akhilleus'u (Aşil) ateşe tutarken Peleus onu yakalar.
Akhilleus'un sadece topuğu yanmamıştır.
"Tarihin babası" olarak
adlandırılan Homeros'un, Truva Savaşı'nı anlatan İlyada adlı eserinde
Aşil'in mezarının yeri tarif edilir. Bu tarife göre, Aşil'in mezarının,
bugün Çorum ili Osmancık ilçesi sınırları içinde bulunan Adatepe'de
olduğu iddia edilmektedir.
MİNOTOR
Minotor
(Yunanca: Μινώταυρος, Minotavros): Yunan mitolojisinde yarı insan-yarı
boğa yaratık. Özgün sözcük Minotor'dur ve Yunanca "Minos’un Boğası"
anlamına gelir.
Girit’te hüküm süren güçlü kral Minos, gücünü
kanıtlamak için Poseidon’dan ona kurban edeceği bir boğayı denizden
çıkartıp vermesini ister. Ama hayvan Minos’a o kadar güzel görünür ki
onu kurban etmeye kıyamaz ve saklar. Bunun yerine başka bir boğayı
kurban eder. Poseidon bunu fark ettiğinde çok sinirlenir ve Minos’un
karısı Pasiphae’de boğaya karşı bir aşk uyandırır. Pasiphae’nin boğayla
çiftleşmesinden boğa başlı ve kuyruklu, insan bedenli Minotor doğar.
Minotor,
sanatçı Daidalos’un yaptığı, Labyrinthos adlı, içinden kimsenin
çıkamayacağı yapıya kapatılır. Minotor insan etiyle beslenmektedir.
Bunun için, Atinalılara karşı savaş kazanmış olan Minos onlardan, haraç
olarak, her yıl Minotor’un yemi için yedi genç erkek, yedi genç kız
ister. Üçüncü haraç yılı geldiğinde, Theseus Minotor’u öldürmek için
Girit’e giden gemiye biner. Labyrintos’a sokulacak kafile halkın gözü
önünden geçirilirken, kralın kızlarından Ariadne Theseus’u görür görmez
ona aşık olur. Daidalos’un öğüdüyle Theseus'a bir yumak iplik verir.
İpliğin ucunu girişe bağlamasını, böylece dönerken ipi takip edip
çıkışı bulabileceğini söyler. Ariadne Theseus'un kendisiyle
evleneceğine dair bir de söz alır. Theseus, uykuda yakaladığı Minotor’u
kıpırdamaz halde yere bastırıp yumrukları ile öldürür.
ODYSSEİA
Odisseia (Yunanca: Ὀδύσσεια, Odusseia) Homeros'un ünlü destanlarından biridir. Diğeri de İlyada'dır.
Odissea'nın
M.Ö. 800 ila 600 yılları arasında yazıldığı düşünülmektedir. Manzum
eser İlyada'nın devamı niteliğindedir ve Yunan kahraman Odysseus'un
Truva'nın düşüşünden sonra vatanı İthaka'ya yaptığı maceralarla dolu
uzun yolculuğu anlatır. 10 yıl süren savaştan sonra Odysseus'un
İthaka'ya dönmesi 10 yılını alır, ve bu 20 yıllık uzaklığında oğlu
Telemachus ve karısı Penelope ülkeyi yönetmek ve Penelope ile evlenerek
(Odysseus'un öldüğü iddia edilmektedir) İthaka'nın hükümdarı olmak
isteyen bir grup soylu ile mücadele etmek zorundadadırlar. Şiir batı
edebiyatının ve kültürünün temel eserlerinden sayılır, ve antik Yunan
kültürüne ışık tutan en önemli kaynaklardan biridir.
"Şu binbir
düzeni olan adam, ey Müz, bana anlatılmalı; Troya'da, o kutsal şehir
yağma ettikten sonra şu, nice zamandır dolanıp duran adam."Homeros,
Odysseia,I,1
Ünlü Yunan tarihçi Homeros'un büyük iki lirik
destanından biri. Odyssey'de zeki kahraman Odysseus'un Truva savaşı
sonrası ülkesine dönüşü sırasında karşılaştığı olaylar anlatılır, bu
olaylar insanlara özgü tanrılarda olmayan zayıf yönler çerçevesinde
anlatıldığı için bir bakıma Yunan mitolojisinde insanlığın öyküsü
olarakta yorumlanır.
Odysseia'dan bir bölüm; Odysseus ve Kiklop
Odysseus ile tayfaları bir akşam dağlık bir kıyıya varırlar. Odysseus
on adamıyla keşfe çıkar. Bir mağaraya rastlarlar, içeri girer ve
konaklarlar. Büyük bir sürü çıkagelir. Sürüyü yuvarlak tek gözlü dev
Kiklop Polyphemos gütmektedir. Polyphemos mağaranın girişini koca bir
kaya ile tıkar ve hayvanları sağmaya koyulur. Birden çağrısız
konuklarını farkeder. Odysseus ondan tanrılar adına konuksever
davranmasını diler ama Kiklop acımasızdır; İki adama saldırır, onları
köpek eniği imiş gibi tutar, çarpar yere; beyinleri akar toprağa
zavallıların. Onları kendine akşam yemeği yapar ve uykuya çekilir; tıka
basa yemiştir. Ertesi sabah canavar iki adamı daha parçalayıp yedikten
sonra mağaranın ağzını çarçabuk tıkayarak koyunlarıyla birlikte
uzaklaşır. Odysseus devin(zeytin kütüğünden ve bir gemi direği
büyüklüğünde)topuzunu alır, ucunu sivriltip ateşte sertleştirir. Akşam
canavara şarap ikram eder, canavar ona adını sorar: Hiçkimse'dir benim
adım. Odysseus ve adamları o arada kazığı alır, kızarana dek ateşe
tutar ve devin gözüne sokarlar. Canavar acıdan böğürür; komşusu
Kikloplar üşüşürler: Beni kör eden bu Hiçkimse'dir. Komşuların hepsi
çeker gider. Kiklop kayayı girişten kaldırır; elleri ileride, çıkmaya
kalkışacak olanı yakalamaya hazırlanır. Ama, koçların karınlarına
asılmış ve bol yünlü postlarına gizlenmiş olarak tümü kurtulmayı
başarır.
1/12/2007 | Kategori:
Mitoloji
|
Yorum (0) |
| Kalıcı Bağlantı
<Önceki Yazılar
|
Sonraki Yazılar>